4. Yıla Övgü
Karanlık bir odada oturuyorsunuz. Pencerenin dışındaki çakar lambanın ışıkları odaya yansıyor. Soğuk, karanlık, yalnızsınız. Demir ve ruhsuz bir kamu sandalyesi üstünde oturmaktasınız.
Çakar lambalar yanıyorsa bir olay olmuş. Üzücü bir olay. Ambulansın olabilir bu ışıklar. Belki hastanız var durumu ağır, içiniz eziliyor endişelisiniz. Bir polis veya jandarmanın çakarı olabilir. Mağdur olmuşsunuz hak aramaktasınız veya fail sizsiniz suç işlediniz parmağınız kesilecek. Öfkelisiniz haklı olduğunuzu, hakkınızı yerde bırakmadığınızı düşünüyorsunuz ama onlar sizi suçlu görüyor. Birazdan sizinle uğraşacaklar. Daha da kötüsü istemeden farkında olmaksızın bir suç işlediniz. Durduk yere suçlu oldunuz, şimdi ne yapacaksınuz?
Her koşulda hayatınızın bu noktadan sonraki seyri alışılmışın dışı ilerleyecek. Bu an belki tüm ömrünğze mal olacak. Belki belleğinizfe unutulmaz izler bırakacak.
Köpek öyküsünü hatırladınız mı?
Hayatın tam o noktasıdır Asayiş Berkemal. İsmi polisiyeden gelmez. İnsanın öfkeyi, ezilmişliği, endişeyi, yalnızlığı en derin hissetiği halin en güzel tasviridir buradaki öyküler. Siz kamunun demir sandalyelerinde otururken birilerinin gelip sizlere anlattığıdır. Yanınıza oturur, ahvaliniz hakkında bilgi verir ve siz sorarsınız "Şimdi ne olacak?" veya başka birisi gelir, son durağa geldiğinizi söyler. Bir başkası yakınınız hakkında meraktan dokuz doğurduğunuz anda malumat vermeye gelir. Malumatı ne olacaktır iyi mi kötü mü?
Duvarına çakar yansıyan izbe odadır Asayiş Berkemal. Sandalye kadar gerçek, duvara yansıyan mavinin denizi çağrıştırması kadar sihirdir, ümittir ama asla yalan değildir. Abartı değildir. Sanat kaygısıyla ortaya konmuş yazılardır bunlar. İnsanı, insanın duygusunu, dünyasını açıklamaya çalışandır.
Şimdi siz o odadasınız, ne yapacaksınız, nereye kadar kalacaksınız. Bu bekleyiş ne zaman bitecek? Hangi yazar size ne anlatacak? Saat tiktakları saymaya devam ederken pencereden dışarı baktınız, derin bir iç çektiniz, soluğunuzun buğusu doldurdu odayı, kaşlarınız gerildi dışarıda yıldızları gördünüz.
Hayatın sizi bu diken üstü bekletişleriniz de dört yıldır sizi yalnız bırakmadı Asayiş Berkemal.
Zorlu ve çetin yaşam koşulları arasında nefes aldığımız, kendimiz olabildiğimiz sanatı ve özelinde edebiyatı ve bu çabamızın yayın oluşumu olan Asayiş Berkemal'i yaşatmaya devam ediyoruz.
Geçtiğimiz 21 Kasım'da da dördüncü yılımıza arkamızda güzel izler bırakarak dolu dolu girdik. Yeni projelerin başlangıcını yaptık, nicedir burnumuzda tüten projelerimizi gerçekleştirdik. Piyasa edebiyatından uzaklaşabilmek ve kendi edebi kişiliğimizi oluşturmak adına kültür gezileri icra ettik, disiplinlerarası okumalarımızı arttırdık, edebiyat çevreleri ile kontak kurduk. Bir çok projenin yanı sıra şiire dair çalışmalarımız hızlandığı için bu yılı Şiir Yılı ilan ettik.
İlk sene neredeyse sadece öykü üzerine ilerleyen blog ikinci yılında deneme,şiir ve tiyatrolarına kavuşmuştu zaten. Tiyatrodan doğmuş bir yazar grubu olarak muhtemelen tiyatro oyunu yayınlayan ilk edebiyat blogu idik. Bu yıl geçmişe ek olarak film ve kitap incelemeleri, tarih alanında denemeler de eklendi. Bununla da kalmadı yaptığımız çalışmalar hakkında duyurular ve roportaj yazıları da kaleme aldık. Podcast kayıtlarına başladık.
Peki bu yıl nasıl başladı?
a.Mine'nin Dahiliyeti
Mine geçtiğimiz sene Aralık ayında aramıza katıldı. Onun yazmaya ilgi gösterdiğinden pek haberim yoktu ancak kapattığı bir blog olduğundan bahsetti. Oradan kalan miras yazılarını bizimle paylaştı ve blogta yerini aldı. Bu yazılar kurmaca değil deneme yazılarıydı.
Çoğu kadınlık üzerine özgürce yazılmış yazılardı.
Kendi yazım tarzımızı ona anlattım. Geçmiş çalışmalarımızı birlikte inceleyip değerlendirdik. Olaylara ve metinlere karşı eleştirel bakış açısı güçlüydü. Okuduğu ve çokca beğendiği Usta ile Margarita üzerine tavsiyem üzerine inceleme yazısı kaleme aldı.
Edebiyata olan ilgisi bu süreçlerde belki bizim ilhamımızla daha da gelişti. Yıl boyu farklı türlerde okumalar yaptı. Tiyatro kökenli yazar geleneğini bozmayarak bir dönem Sahne Maraş'ta bulundu ardından Diaspora'nın tiyatro atölyesine girdi. Bu esnalarda Sahne Maraş'tan istenen bir çalışma ile tiyatro oyunu yazma geleneğimize de katılarak biri skeç misali olan iki oyun kaleme aldı.
Yine de bir öykü kalemdarı olarak öyküye yönelmesini bu alanda da kendini değerlendirmesini istiyordum. Hemen hemen Sahne Maraş'la aynı zamanlarda Diaspora Sahafta öykü atölyesine katıldı ve ilk öyküsü olan Nesibe Hanım Portesini kaleme alarak öyküye güzel bir başlangıç yaptı. Öykü özyaşam öyküsü ile paralellik taşıyan bir kurmacaydı. Bu öykü daha sonra Notos'ta bir değerlendirme yazısı alacak bizim blogtan dışarı çıkan ilk yazımız olacaktı.
Daha sonra Çankırı'ya taşınınca Çayasad Şiir Akşamları ile beraber ilk şiir örneklerini de vermeye başladı ve blogu bu yıl şiir yılı yapan şiirlerin neredeyse yarısını kaleme aldı. Şiirlerinde çocukluğunu ve doğayı özlemini anlattı. Edebiyat anlayışı kötüyü yeniden üretmemek üzere kurulu olduğundan neşe ve mutluluk üzerine yıl boyu ümit vaad eden yazılar ve şiirler yazmaya gayret etti.
Benim öğrenilmiş çaresizlik içerisinde çıkar yol bulamaksızın hapsolan karakterlerimden uzaktı karakterleri. Direniyorlardı veya hayatın içindeki iyiliklere odaklanıyorlardı.
Mine bu yıl bloga en çok katkıda bulunan üçüncü yazar. Türler arası üretkenliği, bakış açıları ve edebi tutumu ile bize çok güzel bir hareketlilik getirdi. Sadece bir yazar değil kısa filmde ve podcast projesinde kurucu ve yürütücü üye olarak her çalışmanın altına imzasını atıyor. Tam da tahayyül ettiğimiz gibi çok yönlü bir çalışma arkadaşı.
Mine aynı zamanda podcast projesinin de yürütücüleri arasında yer alıyor. Hatta ilk söyleşiyi onunla yaptık. Soner'le ve Cihat'la devam ettik. Edebiyata dair, yazmaya dair, tiyatroya dair konuştuk. Siz Edebiyattan Ne Anlarsınız şuan dört bölümüyle Spotify'da. Videolaştırıp youtube üzerinde de yayınlama planımız var. Daha çok başında emekleme aşamasında bir oluşum ancak biz icra ederken çok keyif alıyoruz. Çalışmalarımız hakkında videolar oluşturmada atılsakta sesli yayın yaparak bir noktaya daha parmak basıyoruz. Süreklilik arz etmese de arada bir aklımıza geliyor podcast. Yavaş yavaş ilerliyor. Ancak yazılara kıyasla daha çok insana ulaşıyor diyebilirim. Birisinin hiç tanımadığı bir yazarın yazına vakit ayırması zordur. Ancak podcasti dinlemek ve değerlendirmek için bir kaç dakika ayırabilir.
Küçük anekdot video içerik olarak Çayasad Üyeleri ile röportaj yapmak planlarımız dahilinde. Bu konu ile de Mine esasen ilgileniyor.
b. Cihat'ın Telefon Görüşmesi
Mineyle çalışmalarımız böyle devam ederken bu yılı Cihat açısından hareketlendiren ilk olay onun Mart ayında Tarık Tufan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi oldu. Yazdıklarımızı duyurma, geniş halk kitlelerine ulaştırabilme ve gerektiği değeri görme konusu onu epey düşündürmüştü. Bu amaçla elimizdeki son kozu oynamaya karar verdi. Tarık Tufan'ı aramak.
Ondan gelecek olası olumsuz yanıtlara karşı zayıftık. Bizi moral olarak bozabilirdi. Hemde onu aradığımızda elimizde şayet talep ederse sunabilecek materyalimiz olmalıydı. Bu yüzden son kozumuz onu aramaktı.
Gerçekleştirdiği telefon görüşmesi sonrası gerçek edebiyatın bile piyasa koşullarına mahmum olduğunu öğrendik. Tanınırlığımızı arttırmamız gerekiyordu. Büyük yayınevlerindense KDY gibi oluşumlara yönelmemizi tavsiye etmişti. Para vererek kitap bastırmayın bir yere varamazsınız demişti.
O halde bu yoldan yürüyecektik. Zira epeydir üzerimize bir durağanlık çökmüştü ve bu tavsiyeler niteliğinde çabalamak bize hareket getirmiş olacaktı. Görev dağılımı yaptık. O nicedir ertelediği Telsiz Kodu'nu yazacaktı ben ise youtube, instagram vb. platformlardan kendi edebiyatımızın tanıtımını yapacaktım.
Cihat klavyesi sökük bilgisayarı ile word bile olmayan bilgisayarında notepad uygulamasından Telsiz Kodunu yazmaya girişti. İmkansızlıklar içinde imkan yaratmaya çalışıyoduk. Bir gün rüştümüzü ispatlarsak tarihe not düşsün diye yazıyorum.
Benim ise işim adım adım ilerleyecekti.
b.1. İnstagram Sayfası
Birinci adımı blogun instagram sayfasını açmaktı. Sayfayı kurdum ve öyküleri birer birer yüklemeye başladım. Pekte ilgi çeken tanıdıklar dışında takip gören bir sayfa olmadı. Niyet görünürlüktü zaten. Google aramalarında blog çıkmıyor ama instagram sayfası çıkıyor örneğin.
Bu iş başlarda zevkliydi ancak epey bir uğraş istiyordu. Öykülerin görselini hazırlamak ve yazısını yazmak gerekiyordu. Sosyal medyanın piyasa kaygısına girmek bana esas amacım olan iyi edebiyata ulaşmaktan uzaklaşmış gibi hissediyordu. Yazdıklarımızın iyiliği beğeni ve tıklanma sayısına göre mi belirlenecekti? Okurun zihni zaten karmakarışık değil mi? Bugün kötülediğini yarın yere göğe sığdıramayan, yaşarken depolarda çürüyen resimleri yıllar sonra milyon satan Van Gogh'u dışlayan yine halk değil mi?
Amacımızın ne olduğu konusunda ikileme düşmüş vaziyetteyim açıkcası. Şöyle bir sakin kafayla hareket edince sadece kendimizi aştığımızı veya gayet güzel ifade ettiğimiz eserler üretebilmek mutlu ediyor bizi. Ancak zaman zaman bunların okura ulaşmasını onlar açısından değerlendirilmesini de diliyoruz. Belki bu isteğin altında da edebiyatın en güzel kazanımlarımdan biri olan
kendimiz gibi insanlara ulaşma isteği yatıyordur. Tarık Tufan şehir şehir gezip kendi derdine ortak olan insanlarla buluşuyor hemhal oluyor. Ali Lidar haftasonlarını başka şehirlere gidip o şehirleri tanıyarak orada sevenleriyle edebiyatını anlayanlarla geçiriyor. Şuanki yaşamını düşününce edebiyat sanki Lidar'ın hayatında kurucu unsur görevi yapıyor. Yaşam amacı oluşturuyor. Emrah Serbes hayata karşı siyasi duruşunu kitaplarında işliyor. Amacımız edebiyattan köşeyi dönmek değil kendimizi var etmek ve bunun halk nezdinde meşruiyetini sağlamak. Bakın bu adam edebiyatçıdır cümlesini duyabilmek.
İş böyleyken tıklanma gayesi ile saçma sapan içerikler üreten kimselerle aynı klasmanda olmak beni tekrar düşündürdü. Evet instagram görünürlük açısından işlevsel ama beni esas gayemden uzaklaştırıyor o yüzden askıya alındı bu proje. İlgilenecek başka birisi olursa hayır demem ama buna vakit ayırmak istemiyorum.
Yayınlanma gayesi, dergilere çıkma telaşı, görünürlük elde etme uğraşı kaygılarına kapıldığımdan beri yazamaz oldum. Yazılarıma ket vurdum. Her yazdığım yazıda bu yazıyı okuyacak genel okur kitlesinin eleştirel sesleri yankılanıyor zihnimde. İkilem şu ki bir dergide yayınlansa ve ikinci yazı talep edilse eminim o motivasyon benim içimdeki olası cevheri yeniden açığa çıkaracak. Yolun henüz başındayız ve bu ikilemlere aslında süreç karar verecek. Bakıp göreceğiz.
b.2. Edebiyat Çevresi
Tam bu noktada planın ikinci devresi olan farklı edebiyat çevreleri ile bir araya gelme hususu var. Bu konuda bu sene yine güzel ilerlemeler elde ettik. Mine ile Kahramanmaraş'ta edebiyat alanında hatrı sayılır isim Duran Boz'la bir araya geldik. Derdimizi anlattık, yolumuza rehberlik aldık. Kaygılarımıza kıyasla sıcak kanlı karşılandık. Şahsımıza ve çabamıza önem gördük. Hedefin değil yolun önemine değindik. Edebi tavrımız üzerine düşündük. Bu tanışma edebiyat alanında attığımız en önemli adımlardan birisi oldu. Kendi küçük çevremizden dışarıya, ancak kaliteli bir dışarıya, adım daha attık. Edebiyatın hayatımızda önemli bir yere sahip olduğuna tekrar inandık. Evet halen bazen sadece hobi gibi geliyor. Bazen zaman kaybı gibi bile geliyor. Sonra durup düşünüyorum edebiyat bana ne kattı? Ona ayıracağım zamanı neye ayırabilirdim. Bunca yıllık yazılı geleneğin bir parçası olmak gurur veriyor o anda. Bir sanatla hemhal olmanın sevinci kuş olup konuyor arada bir.
b.2.a Ara Başlık: Şehirdeki Yerimiz;
Kahramanmaraş Unesco Edebiyat Şehri oldu. Hayırlı uğurlu olsun.
Haziran gibi Telsiz Kodu yayınlandığında Cihat şehir edebiyatına farklı bir pencere açmış oldu. Şehrin bilinen ilk polisiyesini kaleme aldı. Bugünün yaşamına ve dününe dair anektodlarla doldurdu kitabını.
Ha keza Muharrir'de aydın bunalımı konusunu işleyerek Kahramanmaraş'ta daha önce yapılmamış veya benim haberdar olmadığım bir konuyu işlemiş şehrin edebiyatına farklı pencere açmıştı.
Mine Kahramanmaraş'ı ve çocukluğunu anlatan bir şiir kaleme aldı.
Asıl konunun gelenek, dini duygular, ideolojik tutumlar, yöresel estanteler ve romantize edilmiş günlük yaşam olmadığı genel klişelerden farklı yazılar kaleme aldık üçümüzde. Genç ve görece yeni bir hayat görüşünü yaşıyor, savunuyor, şehirde üçüncü bir ses oluyoruz. Şehrin görünmeyen bir parçasının sesi olduğumuza inanıyorum. Dört yıldır da birfiil yazmayı sürdüyoruz ama ne yazık ki şehirden karşılığını alamadık. Tıpkı tiyatroya yaptığımız emeklerin hep havada kalması gibi edebiyatımızda Kahramanmaraş için havada kalıyor. Artık Kahramanmaraş'ta yaşamıyorum her ne kadar belli köklerim orada olsa da aidiyet hissiyatım günden güne zayıflıyor. Şehir yazılarımda arka plan oluşturabilir, zira uzun yıllar orada yaşadım, en iyi de orayı tanırım, ancak şehrin edebiyatına dahil olma düşüncem, düşüncemiz dağılmış durumda.
Kahramanmaraş'ın Unesco Edebiyat Şehri olmasının bize pek artısı olmadı. Edebiyatımız tanınmasa da sonuçta en azından Sahne Maraş'ın kuruluşunda da emek vermiştik. Her ne kadar edebiyat şehri olmuşsa da tek kitapçısı ve iki sahafı olan, ki onlar da zar zor ayakta durabilmekteler, bir şehirden söz ediyoruz. İstatistiklerde kitap okuma oranı en düşük şehirlerde çıkan bir şehir burası.
İşin kötüsü hiç ortalıkta görünmeyen fırsatçılar türedi arada bizler de kaynadık.
Diğer bir çevre ise Çankırı Yazarlar ve Sanatçılar Derneği oldu ki bu konu üzerinde tekrar duracağım
b.3. Söyleşi
Üçüncü adım söyleşi gerçekleştirmekti. Durup bizimle gelip söyleşi yapsınlar diye beklemek yerine kendimiz bir söyleşi tertip etmeyi planladık. Bu işin organizasyon safhasını Mine devraldı. Diaspora Sahaf'ta beklenmedik şekilde halktan katılımın da olduğu bir söyleşi gerçekleştirdik ki gelenlerin bir kısmı da eski sahne arkadaşlarımızdı. Onların karşısına bu sefer yazar olarak çıkmak değişik duygular hissetirdi. Muharrir'in tanıtımını yapmış olduk, artık bitmiş ve basılmak üzere olan Telsiz Kodu'nun lansmanını gerçekleştirdik.
Burada esas niyet kendimize kendimiz değer vermek ve ciddiye almak aslında. Gelsin de birileri beni keşfetsin diye mahçubiyetle ve minnetle beklemek yerine ben buradayım ve bu işi yapıyorum diyebilmek.
Zaten edebiyat çevreleri ile tanışma gayemizde bu. Var olduğumu bildirmek ve bir unsur olarak karşılıklı edebi tartışmalar gerçekleştirmek.
Lafı gelmişken bu senenin tiyatro faaliyetlerini de not etmek istiyorum.
b.4 Tiyatro
Söyleşinin yapıldığı Mayıs ayı tam bir kültür şöleniydi. Söyleşi gerçekleştirdik, okuma tiyatrosu icra ettik, kısa film çektik ve bir tiyatroda sahne aldık.
Yıl bizim için 21 Kasım'da döndüğü için Mine ve Cihat'ın 23 Aralıkta katıldığı ve Cihat'ın 12 Şubat Kurtuluş ve Motorlu Kuş adlı iki oyunda rol aldığı Mine'nin ise oyun çıkarmadan ilişiğini kestiği Sahne Maraş'ı anmak gerekiyor. Benim ise tiyatroya dair ümitlerim bitmiş tükenmişti. Mine ile karşılıklı okuduğumuz tiyatro oyunları dışında neredeyse hiç bir alakam kalmamıştı.
Mine'nin gönül verdiği ve çokca emek sarf ettiği tiyatroda yersiz hareketlere maruz kalması üzerine bir iki laf etmek istiyorum. Herkes için olan sanata emek veren bu konuda öğrenim görmek isteyen herkese açık temel sevyedeki bir atölyeden uzaklaştırmak kimsenin haddi olmamalı. Sahne Maraş bıraktığımız halinden çok uzaklara gitti. Kurucu üyeleri bile uzaklaştırıldı ve birileri orayı kendi dükkanı gibi görmeye başladı. Yıllardır uzaktan yakından olup bitenleri izleyen birisi olarak bir sağlıklı bir kurumun nasıl sakatlandığını izliyor, şahit oluyoruz. Gerek blogtaki diğer yazarların gerekse benim Çankırı'da yaşadığım bazı olumsuz durumlar bizi esas içinde bulunmak istediğimiz tiyatrodan uzaklaştırıyor. Tiyatro bu ülkedeki en sahipsiz sanat dalı olmuş durumda. Hiç iyi yerlere doğru da gitmiyor. Bizim bu yolda sözümü dinletecek sakalımızsa henüz yok. Arada bir kurtarılmış bölgelere denk geliyoruz da nefes alıyoruz. Nitekim 23 ten beri girmeye çalıştığım Çankırı Herdem ekibine nihayet dahil olabildim. Mine ile beraber ilk defa aynı sahneyi paylaşacak olmanın heycanı içindeyiz. Eylül sonrası Çankırı'da üniversitede öğrenci ekibine dahil olmaya çalıştı Mine, olmadı. Bu seferde üniversite personelleri arasında bir ekip kurulacak ve belki biz de dahil olabilecektik o da olmadı. Aslında koca yıl tiyatro için uygun zemin arayarak geçti desek yeridir. Diasporadan ayrılan Neva adlı tiyatro ekibinden ve Mine'nin ortasına düştüğü hizipçilikten bahsetmiyorum bile.
Peki bunca uğraş sonucu ne oldu?
Cihat'ın Ksu'de bir proje kapsamında sergilemesi gereken tiyatro oyunuydu. Ben Mart ayında Çanakkale'deyken konuşmuştuk konuyu. Benim Hesaplaşacağız öyküme benzer bir çatışması vardı oyunun. Bir vesile ile Kahramanmaraş'a gidişim tam da bu proje tarihlerinde denk geldi ve ben de oyunda yer aldım. 21'den sonraki ilk sahnemdi bu. Cihat'la yıllar sonra tekrar aynı sahnede beraber rol aldık ve "O duvarı boyadık!" Neredeyse tamamen doğaçlama oynadık. Oyun öncesi yarım saat civarı prova yaptık ve provayı izleyenler her seferinde farklı bir oyun izlediler. Yine de gayet iyi kurtardık. Sorumlu akademisyenin övgülerini de aldık. Ekip kurup yeni oyunlar çıkarmak isteyenler bile oldu. Bu oyunun en kötü yanı uyuyakaldığım için Mine'yi alamamam sonucu planda olması sonucu oyuna dahil olamamasıydı. Seyirciler bir kadın oyuncunun da oyunda olmasını beklediklerini belirtmişlerdi.
Tiyatroya dair diğer çalışma ise Diaspora'da gerçekleştirdiğimiz Akşama Oyun Var'ın okuma tiyatrosu oldu. Son derece keyifle geçti ve ilk defa çoklu kişilerce seslendirildi oyun.
Senenin sonunda bizi bir süpriz daha bekliyordu. Herdem tiyatro yeniden kuruldu ve Mine ile ekibe dahil olmayı başardık. İlk defa aynı ekipte beraber sahne alacağız gibi duruyor. Akşama Oyun Var'ı sahnelemek projelerimizden birisi. Bir diğeri ise tiyatroya dair belgesel çalışması yapmak.
b.5 Kısa Film
Geçen senenin yazısını yazarken kısa filme dönmenin zor olduğundan söz etmiştim. Şimdi ise bir kısa film daha ekledim haneme. Ve bu sefer büyük konuşuyorum. Farklı bir türe adım atmak istediğimi yazıyorum buraya.
Bütün karamsarlığıma rağmen bu yıl, yine Mayıs ayında, yıllardır tekrar dönmek istediğim kısa film işini gerçekleştirdik. Maraş'taki arkadaşlarımla yıllar önce gerçekleştirmek istediğim projeyi Mine'ye bahsettim. Mine bu bahsi unutmadı ve ne zaman yapacağımızı sordu. Bunun üzerine projenin üzerine düştüm ve kendi hikayelerimizden birini kameraya almayı başardık. Tek mekan beş oyuncu bir figüran ile işi kotardık.
Peki Başkasının Kütüphanesi harika bir proje mi? Değil. Amaç yeniden sinemaya dönmek, kopmamaktı, amaç arkadaşlarla güzel anılar biriktirmekti, amaç Kahramanmaraş'ta kısa film uğraşının da önünü açabilmekti, amaç elimizde bir şey yokken bile üretim ortaya koyabilmekti. Amaçlarının hepsini yerine getirdi. Sinemaya giden yolda bir basamaktır Başkasının Kütüphanesi.
Başkasının Kütüphanesi ve Hikmet karakteri bizim belli dönemimizin resmi aslında. Tiyatrodan kopuşumuzun, kültürel çoraklık ve sosyal imkansızlık sebebi ile içimize kapanışımızın ve kitaplarla gömüldüğümüzün resmidir. Dışardaki hayattan rahatsız olan, kendine ve edebiyatına odaklanmış birisidir o. Neredeyse 2025'in ilk çeyreğine kadar olan yaşamımdır bu benim. Yazdığım öyküler, okuduğum Ali Lidar'lardır. İlk evim, ilk kitaplığım, ilk sahaf alışverişimdir. Tek tük muhattap olduğum insanlarla konuştuğum tek konumdur. Çölü yeşertme çabamdır. Umudum, umutsuzluğum, çabamdır. Başkasının Kütüphanesi bunların hepsidir.
Sinemanın büyülü evrenine tekrar girmek değişik hissettiyor. Aslında hiç alakası olmayan unsurları bir araya getirerek gerçekliği yeniden kurmak bana hep bunu hissettirecek. Kafamdaki hikayeyi karşımda görmenin duygusu tarif edilemez.
Bu sene yalnız 6 günde gerçekleşti bunlar. Akşama Oyun Var okuması, kısa film ve tiyatro gösterisi. Keşke diyorum "Hayat böyle bir şey olsa." Kendi projelerimize koşturduğumuz bir hayat. Her sabah elin işini yapmak üzere kalkmak zorunda kalmadığımız bir hayat. Sanırım bunu hak ediyoruz da.
C. Çankırı Yazarlar ve Sanatçılar Derneği
Eylül ayından itibaren Çankırı Yazarlar ve Sanatçılar derneği ile tanıştık. 3 yıldır tanıdığım Yüksel Arslan ile terkar ve tam manası ile samimiyet kurmuş oldum. Herşeyi ile çok dolu birisi olduğunu söylemem gerek. Çayasad'ın esas uğraş alanı şiir ve gelenekselleşmiş Cuma Şiir Akşamları. İlk gece Hala ve Halen şiirimi okudum ve şiire heveslendik Mine ile beraber. O vakte kadar 1 şiir kitabı okumuştum bu yıl. Eylül'den yıl sonuna 19 şiir kitabı oldu. Eylülden itibaren de on beşten fazla şiir kaleme aldık. Şiirler o kadar arttı ki öykülerle sayısı neredeyse denk olmak üzere. Son zamanlarda bir şiirlerin kitaplaşmasından bahsediliyor dernekte. İlk basılan kitabın şiir olacak olması çok şaşırtıcı. Geçtiğimiz senenin yazısında şiir benim için arada bir uğradığım durak demiştim oysaki. Çayasad aynı zamanda amacı edebiyat olan bir çevrede bulunma imkanı sağladı hem Mine'ye hem bana. Dernek Çankırı için iki gömlek fazla çalışmalar gerçekleştiriyor. Şiir Dinletileri de tertip ediyor. Bir sonrakine belki bizde yerimizi alırız ve ben 2022'den sonra tekrar şiir için sahnelere çıkarım.
Mine'de derneğin Youtube kanalını yönetiyor ve eski videoları editliyor. Yeni videolar için çalışmalar ise sürüyor.
c.1. Şiire Dair
Bu yılı Şiir Yılı ilan ettik demiştim. Gerçekten de blogta ekseriyeti Cihat'a ait olan şiirlerin toplam sayısı iki elin parmağını geçmezdi. Mine'de bir şiir ile merhaba dedi ve öyle de kaldı. Üçüncü Yılın Arkeolojisinde şiir üzerinde iki defa durduğumu pekte benlik olmadığını yazmıştım. Geçen yıldan bu yıla değişen en bariz şey bu oldu diyebilirim. Şiirde kalkınma yaşandı.
Çayasad Şiir Akşamları'yla yani bir nevi şiir atölyesi ile içimizde saklı olan şiir damarını yardık. Damar kesildi kandır akacak ama kelimeler fışkırdı misali içimizde yatan ama farkında olmadığımız şiirler gizlendikleri yerlerden çıkarak kaleme döküldüler. Sayıları neredeyse öykülerle eşitlendi ve blogu esasen öykü blogu, kendimi de esasen öykü yazarı olarak görme prensibimin önünde dağ gibi duruyorlar artık. Sanki biz geldik ve devriniz geçti diyorlar. Neredeyse aylardır sadece bir öykü kaleme alabilsem de öykülerimle daha mutlu hissediyorum. O aideti üstümden çıkarıp atmam pek mümkün değil. Sanki şiirde sadece bir duraktayım. Daha önce de öyle oldu. Şiirle ilgili olan çevre dağılınca, tıpkı tiyatroda olduğu gibi, şiir okumalarım azaldı kendilerinden doğan şiirler neredeyse bitti ama öyküler bitmedi. Öyküler kaktüs gibi kültürel çoraklığın ortalığı kasıp kavurduğu anlarda baş verdiler. Novela da hakeza öyle. Oysa şiir ve bilhassa tiyatro daha nazlı. Onların filizlenmesi çiçek açması için şartların daha iyi olması gerekiyor. Nehirlerin tekrar akmaya başlaması doğanın ağaçlanması yeşillenmesi gerekiyor. Belki de bu yüzden öykü yaşayacak ama şiir bir gün bitecek diye düşünüyorum. Bu yüzden öyküler dışındakilere sarılamıyorum üvey evlat gibi görüyorum.
Şimdi şiirler de oturmaya başladı. Şiirin çıkış noktasını keşfettik. İçimizdeki anlamı anladık. Dilimiz, uslubumuz, imge ve temalarımız kendini belli etmeye başladı. Şiirler bizim soyut resimlerimizi oluşturuyor yavaş yavaş.
D. Okumalar, İzlemeler
Bu kısım benim özelimde.
Bu sene roman ve öykü türünde görece azalma var gibi hissediyorum. Ya da beni gerçekten etkileyen eser sayısı azdı. Şiir konusunda çok ilerleme kaydettik. Tiyatrodan bu sene fazlasıyla kopmuştum ki Mine ile tiyatro okumalarımızı kurtardık. İzleyemiyorsak okuruz biz de diyerek okudukça okumaya gayret gösterdik. Tarih konusunda doyurucu kitaplarla beraberdim bu sene. Geçen senelere nazaran didaktik kitap sayısında artış oldu. Tarihe olan ilgim yeniden alevlendi ve devam da ediyor. Hatta kurmaca kitapları geride bırakacak gibi de duruyor. Yeni bilgilere ve yeni bakış açılarına ihtiyaç var iyi de oluyor bu.
İzlenen filmler konusunda bu sene geçen seneleri dörde beşe katladı. Senede dört beş filmi geçmeyen sinefilliğim bu sene 41 filmle zirveyi gördü.
İzlenen tiyatro sayısı olarak ise sayı yalnız üç. Geçen sene bu sayı birdi. Durumun ahvalini siz düşünün.
Bu sene Kahramanmaraş'ta arkamda bıraktıklarımı yeniden toparlamış gibiydim şahsi olarak.
İçinde edebiyat derneği, tiyatro atölyesi ve dağcılık klubu olan bir şehir yaşanabilir şehirdir. Bu Çankırı gibi küçük bir ilde olursa daha samimi bir ortam bulmak mümkündür. Dernekten çıkıp mecburiyet caddesinde hep birlikte yürürsünüz mesela.
Mine ve ben; Sahne Maraş'tan arkadaşımız Sinem ve eşi Ahmet Çankırı'da; Cihat ve Soner Kahramanmaraş'ta çabalamaya devam ediyoruz. Edebiyat, sanat ve kültür üretimi bizim karakterimizin ayrılmaz bir parçası artık.
E. Yıl Sonu Özetleri
Kevser bu sene bloga sadece bir film incelemesi dahil etti ama Dramaturjiyi biterek aramızdaki tek okullu tiyatrocu oldu. Emine elini eteğini çekse de şiirlerini derlemek üzere düşünceleri olduğunu belirtti. Blogta varlık gösteren hayalet yazarımız Mustafa Sami dört şiirle aramızda yerini aldı ama ekibin geri kalanınsan bağımsız hareket ediyor.
Bu sene Cihat geçen senelere nazaran daha sessiz gibi görünüyordu. Öyküden uzuna yöneldi. Telsiz Kodu'nu bitirdi. Sonrasında Afe adlı kısa film senaryosu için heycanlandı. Sakatlık geçirdi ve Afe iptal oldu. Telsiz Kodu'nun devamı için taslaklar yazmaya başladı. Bir yandan da özyaşam öyküsünü kurmacayla harmanladığı yeni bir dosya üzerine uğraşıyor. Cihat'ın eski blogundan kurtardığımız yazılar hariç bu sene geçen senelere nazaran doğal olarak öykü ve şiirde düşüşler yaşandı.
Totalde;
Ben 18 şiir, 13 düz yazı, 11 öykü, 1 skeç kaleme aldım.
Mine 14 şiir, 7 öykü, 9 düz yazı, 1 skeç kaleme aldı.
Cihat 1 novela, 9 öykü (5'i eski), 3 düz yazı, 4 şiir, 1 senaryo kaleme aldı.
Kevser 1 inceleme yazısı
Soner 1 deneme yazısı
Mustafa Sami 4 şiir
Esat Ardıç 3 şiir
Hasan Akçaya 1 öykü
Emine 0 yazı
Toplam
43 Şiir
30 Öykü
25 Düzyazı
2 Skeç
1 Senaryo
1 Novela
Toplam 102 yazı ile seneyi tamamladık.
Gerek şiir, gerek sinema ve tiyatro, gerek üçüncü yayın organlarınca yayınlanmış eserlerimiz konusu, gerekse edebiyat çevresi bakımından geçen senenin karamsar ortamından uzaktı bu yıl. Geçen sene ümitsizlikle bahsettiğim ne varsa bu sene fidan oldu baş verdiler. Çiçeklenmesini de görmek hepimize nasip olsun.
İşte böyle bir seneyi daha geride bıraktık. Yazımızdan planlarımızdan bahsettik. 2026 bize huzur ve ilerlemeler getirir umarız. İyi ki edebiyat, yine de sanat!
"Editör"










