Ilgaz Ilgaz

 


Bugün eşimle Ilgaz dağlarına gayet kısıtlı bir alanda ve zamanda gezmeye gittik. Bizim babamla yaptığımız gezilerden çok farklıydı. Tüm alanlar parsellenmişti her yerde kaldırım taºı yapay çakıl denmiyordur büyük ihtimalle ama yapay gibi duran çakıl taşları vardı. bu benim bildiğim kırlar dağlardan farklı bir dağ gezisiydi. belkide babama göre bu bir sosyal tesis gezisiydi büyük ihtimalle çünkü o gençliğinde büyük avlara katılır. insan olmadığı için kuşların sığındığı dağlarda gezip çulluk keklik ve bilimum av hayvanları avlamaya çalışırdı arkadaşlarıyla. hatta bir keresinde köyde elektirik olmadığı bir akşamda dağda kaybolmuşlardı. ben korkmuş çocuk yüzümle pencere yaklaşıp bir yandan babamın dönmesini bekliyor diğer yandan kendimi izliyordum. bu olayın üzerinden yaklaºık 20 yıl geçmiş olmasına rağmen hala aklımdadır. peki bu kadar av sever babam nasıl avı bıraktı. onu vazgeçiren ne ormancılar oldu ne ceza yazan memurlar ne de ruhsat çıkarmanın yükü. onu bundan caydıran annemin yazık hayvanları öldürme bak minicik kuş etinden ne olacak sözlerinin yıllar sonra karşılık bulması ile olmuştur(en azından bencesi). bu kadar doğayı çok seven onla içli dışlı olan sadece babam değildir. annemde köyde büyümüştür tarla bakım iºlerini pek sever. kedi köpekten hoºlanmaz ama kuzu buzağı cinsine bayılır. hatta ineklerin pembe burunlarını öpmeyi çok severmiş çocukken. halen bazen der ki bir inek alsam hamile olsa bir tane şirin buzağısı olsa onlara baksam. sadece hayvan üzerinden değil annemin doğa sevgisi meyve ağaçları sebze tohumlar gül fideleri çiçek çalıları hepsini çok sever sihirli bir şekilde (ki bu bencesi işin tabi ki sebebi tecrübesidir). hepsiyle nasıl ilgilenmesi gerektiğini bilir. onlarla ilgilenmekten çok keyif alır yaşı elli küsür olmasına rağmen en sevdiği köy aktivitesi ceviz dibi çapalamaktır. bu iki cesur çalışkan ve doğaya bağlı güzel ruhlu insanın çocuğu olduğum için çok mutlu ve gururluyum. onların çocuğu olduğum için doğuºtan gelen bir doğa sevgim olduğunu düºünürüm hep. bu yüzdendir ki uzun süre ttabiattan uzak kalınca babam gibi hasta hissetmeye başarım. bu büyük ºehirlerde hayat kyran biri için zorlayıcı bir durumdur ancak ruhumuzun gri çirkin kendini beğenmiş olmaması için bence sık sık doğayla kucaklaşması gerekir. 

tekrar dün ki gezimize dönecek olursak ben kendimi geçmişte ki çocuk ben gibi şen hissettim eğer insanlardan utanmamış olsaydım bir çam ağacına sıkı sıkı sarılmak isterdim. daha önce bir kere böyle bir ºey yapmıştım çocuk aklımla yüzüm biraz reçine olmuştu. ben ise ağacın beni öptüğünü düºünüp mutlu olmuştum yine öyle olabilirdi belki çünkü burada ki çamlar çok büyüktü ve gövdesinde reçine görülüyordu. evet bu bir kavuºma idi tüm bu tantana günler saatler ve yollardan sonra tekrar bir ağaçla kavuºma. bu güzel dostlar sadece ağaçlar değildi elbette envai çeºit endemik tür. pek çok mor renkli çiçek minik tohumlu otlar insanın gövdesine kadar uzanan çalılar. tabiat fazlasıyla müdahaleye uğramıº olsada turizme açılmıº olsada bir ºekilde kendini göstermeyi baºarıyordu çünkü yerde minik bir demet yabani lavanta vardı ve mükemmel kokuyordu. tüm bu koku ve görsel ºölen beni öyle büyülemiº ruhumu öyle ºenlendirmiºti ki farkında olmadan çiçekten çiçeğe ağaçtan ağaca koºarak gitmeye baºlamıºtım. temiz hava güzel gökyüzü bu orman ve harika eºim için sonsuz teºekkürler sevgili tanrım.


"Mine Özen"