Yalan Yazan Tarih Utansın





Geçtiğimiz yüzyılın başlarında Diaspora hem günümüze hemde dönemine göre oldukça mutevazi bir kültür sanat merkeziydi. Mütevazi mimarıya sahip küçük bir kompleksten mütevellitti ve en kalabalık zamanında bile ilim alışverişi için orada bulunan insanlar pek fazla değildi. Lakin etkisi büyüktü. Diaspora neredeyse bir ilki gerçekleştiriyordu. Tıpkı İskenderiye Kütüphanesi gibi farklı sanatlara ilgili kimselerin bir araya gelip fikir alışverişi yaptığı bir yerdi. Çalışmalarından geriye çok bir şey kalmamış olsa da kalanlar dahi bugünlere öncülük etti.


Diasporanın varlığına dair tek kanıt muhtemelem ismini bahşetmeyen bir keşiş tarafından kaleme alınmış veya kopya edilmiş olan ve bir manastırda bulunan bazı el yazmalarından ibaretti.

Araştırmacılar bu el yazmasının aslını aradıkları gibi uzun süre boyunca anlaşıldığı kadarıyla pekte uzun yaşayamayan Diaspora'nın tarih sahnesinden silinmenin izini sürdüler.

Şanslıydık ki bugünkü Tunus'ta bulunan bir çöplükte bulunan el yazması bir kitap bize bazı soruların cevabını verebildi. Kitâb-ı Tuhfetü’l-Âlem: Rihle-i Dahaka-i Hotenî  isimli bu kitap adı üstünde Dahaka-i Hoteni adlı bir seyyahın  seyahatnamesiydi ve görünen o ki Dahaka-i Hoteni o günün ortadoğu ve uzak asyası üzerine seyahate çıkmış bir gezgindi. İlim bilgisi zayıf olsafa Hoteni ilme dair çalışmalara oldukça meraklıydı. Bu merakı sayesinde bize oldukça geniş çaplı bir miras bıraktı.

Anlaşılan o ki ms. 700'lerin başında Hoteni Diasporaya gelir ve epey bir süre burada misafir olarak bulunur. Bu uzun misafirperverliğin sebebi muhtemelen Diaspora emiri Soner bin Koca'nın misafirperverliği sayesinde olmuştu.

Hoteni eserinde daha çok yiyip içip gördüklerini kaleme alsa da misafir kaldığı bu dergah hakkında önemli detaylara da yer verdi ve muhtemelen sonunu da bu şekilde yazdı. Buna göre ;

Diaspora kendi küçük meclisi içinde toplanmışken bir adam içeri girer. Kendini edebiyat alimi olarak tanıtan bu adam meclise dahil olmak ister. Son derece hoşgörülü ve barışçıl olan diaspora Emiri Soner ve beraberindekiler yeni bir ilim insanını meclislerine dahil etmekten pek hoşnut olurlar. Kırk gün kırk gece yer içer ve ilimler üzerine hasbihal gerçekleştirirler.

Emir Soner bin Koca yeni tanıştığı bu yabancıdan ve ilminden çok etkilenir.  Çalışmalarını Diasporada ilerletmesi için desteklerde bulunur. Yabancıyı Diaspora'nın tüm ileri gelenleri ile tanıştırır. İleri gelenler de Emir Soner güvencesi ile yabancının ilmi çalışmalarını desteklerler.
Ancak Emir Soner'in bilmediği Yabancının bir Nazari İsmaili müridi olduğudur. Anlattığına göre Seyyah Dahaka-i Hoteni uzun yolculuğunda daha önce de garip davranışlarda bulunan dikkat çekici bir adamla karşılaşmıştır. Kısa süre içinde idam edildiğine şahit olduğu bu kişi hakkında sorduğunda şehirdekiler idam mahkumunun insanları hizbe sokmaktan başka bir işe yaramayan Nazari İsmaili müridlerinden biri olduğunun fark edildiğini söyler. Seyyah yeni karşılaştığı bu adamın da onlardan biri olabileceğinden işte bu sebeple daha ilk başlarda şüphelenir. Ancak sonrasında yaşanacaklarw bakılacak olursa bu şüphelerini Diaspora'ya yaymaz kendinde saklı tutar.  Muhtemelen Hoteni işlere karışmadan yalnızca izlemekle yetiniyordu.

Çok geçmeden sonradan gelen bu yabancı dergahın imkan ve kabiliyetlerini kendi çıkarları için kullanmaya başlar.  Seyyah Dahaki-i Hoteni'nin her anışında "Demogog, hatip, retorikçi" sıfatları ile tanımladığı bu yabancı görünen o ki manipulatif hareketlerle sahte bir karizma oluşturarak etrafındakileri etkilemeye çalışmaktadır.

Bu esnada olup bitenlerden rahatsız olan bir kadın filozof vardır. Seyyahımızın adını zikretmediği ancak ondan Münevver kişi olarak söz ettiği bu kadın görünen o ki yabancının ne yapmak istediğini fark eder ve muhalefet olmaya çalışır. Yabancı Münevver kişinin çalışmalarını herkesin içinde küçümseyerek ve ağır yersiz eleştirilerde bulunarak onun insanların gözündeki yerini bulandırır. Bir süre sonra tek kalan münevver kişi sessizliği tercih eder. Yabancıya yardımcı olmaz, engel de olmaz. O da tıpkı seyyah gibi izlemekle yetinir.

Olanların son anlarda farkına varan ve dergahtakilerin artık kendini değil yabancıyı dinlediklerini fark eden Emir Soner yabancıdan meclis bütünlüğüne zararlı davranışlarını sonlandırmasını ister. Yabancı ise "Onlar benim müridlerim. Onları ben toparladım, ilmi ben aşıladım." diyerek Emir Soner'e beklemediği bir cevwp verir.  Yabancı  alenen Emir Soner'i ezelden beri yok hükmünde sayar. Dergahtakileri peşine takan "Demogog" Emir Soner'i yüz üstü bırakarak Diaspora'dan ayrılır.

Bu esnalarda Münevver kişiye ne olduğunu bilmiyoruz. Anlaşılan Hoteni ondan bahsetme gereği duymamıştır. Muhtemelen Emir Soner'den beklediği desteği alamayan münevverimiz dergahın sonu gelmeden kendi isteği ile ayrılamayı tercih etmişti.

İşte etrafa ışık yayan bir ilim dergahının sonu bu şekilde gelir. İlim adamlarını kaybeden dergah bir cazibe merkezi olmaktan uzaklaşır. Gidenlerin yeri doldurulamaz ve dergah yalnızlığa gömülür. Yabancının peşinden gidenlere ne olduğu hakkında tam olarak bilgi sahibi olamasakta Hoteni onlar için "Karanlığa gittiklerinden bir haberdiler. Gülerek oynayarak cehalete yürüyorlardı." diyerek görüşünü belirtir. Diasporanın dağılması o tarihlerde o coğrafya için ilmin son atar damarının da kesilmesi gibidir. Asırlar sürecek bir ortaçağın başlangıcıdır. İlme dair hiç bir ışık bir daha semalarda görünmez.

ilnsanlar bir demogoga inanıp peşinden gitmesinin ne gibi sonuçları olacağını anlatması bakımından seyyahımız ve Diaspora'nın başına gelenler ders niteliğindedir.

Ek bilgi olarak şunu sunabiliriz. Dergahım çöküşünden kısa bir zaman sonra o dönemki Gangra'da filizlenen Liberta adlı bir oluşum dikkat çeker. Günümüze hakkında adından başka pek fazla kayıt bırakmadığı için soru işareti olan Liberta Diaspora'nın bir nevi devamı olabilir. Kim bilir dergahtan ayrılan Hoteni'nin Münevver kişisi kendisine burada farklı bir ilim oluşumu kurmuştu.

**

Hoteni'nin kitabının Kıbrısta sonlandığı göz önünde bulundurulduğunda Diaspora'nın dağılmasından ne kadar sonra oradan ayrıldığı soru işaretidir. Belki de yabancı henüz yeni gitmişken o da oradan ayrılmıştı. Dergahın çöküşü hakkındaki diğer bildiklerini ise muhtemelen duymuş ve oradan yazıya geçirmiş olabilirdi. Her ne olmuş olursa olsun Hoteni Diaspora'dan ayrılıp bir müddet daha ortadoğuda gezinmiş ve en son Kıbrıs'a gitmişti. Burada onun artık yerleşik bir yaşama başlaması ve zeytin bahçeleri içinde rahat bir emeklilik geçirmesi bizim de tercihimiz olurdu. Lakin anlaşılan  gerçekler daha farklı.

Mâverâünnehir bölgesinde iflas etmiş bir deve tüccarının oğlu olan ve Hoteni'nin yakın dostu olduğunu bildiğimiz Celaleddin seyahate çıkalı yıllar olan ve uzun süredir de kendisinden epeydir haber alamadığı Hoteni'yi merak eder. Ticaret maksatlı bulunduğu şehirlerde onun izini sürer ve bugünkü Türkiye'nin Ankara şehrinin bulunduğu anadolunun tam orta noktalarına tekabül eden bir bölgede onun hakkında önemli bilgiler edinir.

Hoteni herhangi bir sebepten dolayı Kıbrıs'tan Anadolu'ya geçmişti. Ankara'ya geldiğinde tacirler tarafından alıkonuldu ve adice köle olarak satıldı. Celaleddin'in Sultan'ın ordusunda esir kölelerden oluşan birliğine satıldığını öğrendiği Hoteni'nin izi bir daha bulunamaz. En iyi ihtimalle azad edilmiş ve ülkesine geri dönecek birikimi veya cesareti olmadığı için küçük bir yer bulup mütevazi bir hayat sürmüştü.

Kitâb-ı Tuhfetü’l-Âlem: Rihle-i Dahaka-i Hotenî kitabı da tacirlerce el konulup satılmış olmalı. Kader onu da bir şekilde  Tunus'a taşımış Hoteni bıraktığı mirasına kavuşamamıştır.