Şiire Önsöz

 



Şiirler
2021 yılının Temmuz ayında en çok ait olmak istediğim çevrenin içinde kendimce rüya gibi bir hayat yaşıyordum. Günümün tamamı tiyatro provalarında geçiyor gecelerini ise okumalar yaparak dolduruyordum. Tam da yirmi dördüncü doğum günümde bir şiir gecesine davet edildim. Sanatla hemhal olmanın her haline büyülenen ben tabi bu davete de koşa koşa gitmiştim. Beklentim farklı bir gün geçirmekten münezzehti ama öyle olmadı. O vakte kadar şiir popüler kültür öğesi, çok izlenen dizilerdeki karakterlerin pelesenk olmuş şiirlerine gayrı ihtiyatı kalınmış maruziyet ve bazı arkadaşların gazıyla epik epik seslendirmekten ibaretti benim için. Yanisi şiir bastıra bastıra okunan ve bazı özlü sözler barındıran kısır kıt bir dünyayı temsil ediyordu benim için. Öyle oturupta kendi kendine öğrenilecek bir dünya da değildi. Popüler kültür yolunu bilmeyen entelektüel adayının şiirin sanatına giden her yolu tıkıyor gibiydi. İşte bu ahval ve şerait altında buldum kendimi şiir gecesinde.
Fakat o gün oradaki herkes şiirin dünyasına fazlasıyla hakimdi. Hayatlarının anlamı bu satırlarda gizliymişçesine ehemmiyet veriyor, hiç duymadığım şiirleri hep birlikte okuyorlardı. Bu birlik duygusu hoşuma gitmiş ve eksikliğimi hatırlatmıştı bana. Fakat hiç bir şey yapmadım sadece şiirle tekrar tanıştım o gün.
2022 yılıydı Jandarma Sahil Güvenlik Akademisindeydim. 2021 yılının Eylül’ünden beri pandemi sebebi ile dışarı çıkamıyorduk. Geçen sene sanatla yoğrulan ben kendimi çölün ortasında buluvermiştim. O kadar kopmuştum ki okuyamıyor, yazamıyordum. Yolumu kaybetmiştim ancak geçen yılın özlemini duyuyordum. Derslere giren başçavuşlardan birisi konudan bağımsız olarak şiirle uğraştığından bahsetti. Hatta okulda şiir topluluğu vardı. İkilemdeydim gidip bireysel olarak tanışsamıydım yoksa zaten katı kuralların olduğu okulda sivrilmesemiydim? Aslında söz konusu birinci seçenek olunca ikinci seçeneğin esamesi bile okunmuyor. Biz bu şiir topluluğu ile  21 Mart’ta okulda daha önce pek görülmemiş bir gösteri düzenledik. Şiir Gecesi! Ama çok kalabalık hatta salonda olmayanların da telekonferansla izlediği dört bin kişinin katıldığı dev bir şiir gecesi. Ne gurur vericiydi! Hangi şiiri okuyacaktım, nasıl okuyacaktım derken ister istemez şiir bilgimi ikiye üçe katlamıştım. Zindandan Memede Mektuplar’ın dizeleri gün içinde kafamda dönüp duruyordu. O ortamda şiire sarılmıştım şiirle dertleşmiştim. Şiirin açtığı kapı devam etti o sene öyküler de peşi sıra geldi. Artık şiirle sadece tanışmamış dost olmuştuk.
Takvimler Şubat 2023’ü gösterdiğinde Çile şiiri elimde dönüp duruyor bu şiirin ne anlattığını anlamaya çalışıyordum.  Sonra o vehim olay gerçekleşti. Çile’yi yaşayarak anladım ve aslında şiirin benim daha önce geçtiğim varoluşsal krizi dile getirmeye çalışan esrarengiz yapısı gözlerim önüne serildi. Çile Muharrir’i getirdi. Muharrir Ali Lidar’dan Nilgün Marmara’ya pek çok şairin dizesi ile perçinlendi. O yıl müzikten çok şiir dinlemiştim.
 
Yıl 2025 bir akşam telefonuma mesaj geldi. Yıllar önce tanıştığım yazarlar derneği üyesi Yüksel Arslan beni ve eşimi şiir gecesine davet ediyordu. Alışıldık ölçüde başkalarının şiirlerini seslendirmek üzere gittiğini düşündüğüm program bu sefer farklıydı. Herkes kendi şiirlerini okuyordu. Gittik oturduk dinledik beğendik. Tam bir şiir ailesiydi burası. “Sizin şiiriniz yok mu?” dediler. Benim Muharrir’e yazdığım bir şiir vardı. Birde kedili şiir. Sohbetin gelişiminden dolayı Mine bana kedili şiiri (Hala ve Halen) okumamı salık vermişti. Öyle de yaptım. Felsefe hocasının karşısında felsefeye sayıp sövdüm bir güzel. Madem yazıyorduk yine yazardık haftaya şiirle gelecektik ödevlendirildik. Artık şiirin evine davetliydim. Mine ile her hafta şiir yazmaya çalışmak haftanın amaçlarından birine dönüştü zira yeni evliydik şehir küçüktü ve çok edebiyata çok açtık. Mine hep yazdıklarınım bir edebiyat mahfilinde değerlendirilmesini gelişme gösterip gösteremediğine dair geri dönüş yapılmasını istiyordu. Aradığımız ayağımıza gelmişti. Yazıyorduk ben kah geçmiş anılardan, kah özlediğim coğrafyalardan, kah içinde olduğum ruh halimden çekip çıkarıyordum şiiri. Mine çocukluğuna iniyor, doğduğu şehre olan özlemini dile getiriyordu. Yazıyorduk, yazıyorduk, yazıyorduk.
Bir gün Yüksel Arslan “Biz bu adamla üç yıl önce tanıştık içinden böyle şiirler çıkacağını nereden tahmin edebilirsinizz?” minvalinde bir övgüde bulunmuştu. Şiirin çıraklığına kabul edildiğini hissettim. Artık şiirle ayrılmaz bir parçaydık. O sene bloğu şiirler doldurdu başlangıçta sadede öykü üzerine olacak olan blogta şiir sayısı öyküleri bile katladı.
İşte bu kitaptaki şiirler bu sürecin ürünüdür sayın okur. Hayatımın keşmekeşli dönemlerinden geçen şiirler bunlar. Kah parasızlığımız öğrenciliğimiz, kah bir şehirde fazla kalmaktan bunaldığımız, kah idealarımız ve daha bir sürü. Tarihsel yazım sırasına sadık kalmaya çalıştım. Başlarda Ali Lidar ve Necip Fazıl’dan esintiler bulabilirsiniz. Ve sesini arayan bir şiir çırağını yol haritasını. Bir de siz bakın nereden nereye varmış. Onları size emanet ediyorum. Zira değerini en iyi siz bilirsiniz. Bana müsaade aradan çekilmek vakti.
 

“Ahmet Enes Özen”