Kayıtlar

Zambaksız Padişah

 Sürgün bu dünya  Çocukların kuşlar gibi vurulduğu dünya  İyi insanların kan tadı bırakıyor ağızında  Hergün yaşamak için verilen kavga  Sadece varolmak ve haykırmak dünyaya  Biz iyi insanlarız ,bize nasıl kıydınız Şairler tutsak  Şiirler bile korkak Herkesin adımları sarsak Evet bayım bildiniz  Bu ülkede herkes korkak Kim avazı çıktığı kadar içindeki acıyı haykıracak Onlar iyi çocuklardı, onlara nasıl kıydınız  Şiirimiz çiçekli kuşluydu Sözlerimiz nakışlı gözlerimiz huzurluydu Umudumuz binbir ömürlüydü Artık hiçbiri kalmadı  Umudumuz ölmemekten yanadır padişahım Münevver Özen

Bizim Akrabalar Değişik

 Bayram bir mezar başına gitmeyenindir Bir ay nefsini terbiye edebilenindir Belki de bayram da hak edilmelidir Babaanne evi eşiğinde  Hoşaf çörek şeker ve elbet ki neşeyle  Koşuşup bağıran çocuklar bile Bilirler dünya ölümlüdür Endişem yarın bakarsın dün ölmüşümdür Ruhum şimdi çocukları korkutan bir hortlak  Elinde çantası şeker toplamaya çıkmış  Kapımız çalınmadı bu bayram  Çocuklara ebem kuşağı şekerler almıştım  Elleri boş gönülleri kırık olmasın diye  Gelmediler benim gönlüm kırıldı  Kırıklar kaynar insan iyileşir  Ölümden başka her derdin vardır devası  Nereden geldi bu ölüm havası  Oysa bugün bir bayram sabahı  Demez mi kırmızı fistanlı  Bu nasıl bayram sabahı? Nerede bu evin anası babası? Doğru söylüyor bu çatlak hortlak  Elden ne gelir bir de bulutları görürsün  Bu evin dedesi Yaşar Kemal  Nenesi Gülten Akın  Afiili filintalar abilerimizin adı  Pek janti adamlar Hem de ucuz romancılar...

Kırmızı Elbiseli Kız Çocuğu

 Başlardı bayram  Babamın namazdan gelişi ile Annem hazırlardı neşeyle  Bir ay sonranın ilk kahvaltısını Kardeşlerim uykulu hülyalı Hiç yorulmaz annem  Günlerden olunca bayram  O gün küsmez kimse  Kırılmazdı çocuklar  Edilirdi işte idare Düşüm kırmızı elbise  Getirmişti dedem bize  Uzun bir yol sonrası  Ben çok sevinirken  Ve giyeceğim sanarken Babam kızdı birden Çok kızdı  Günü griye boyadı O o günü unuttu  Ben unutmadım  Bir bayram şiirinde onu andım  Babam pek merhametli adam  Küçük bir kız çocuğu iken Onun ortağı ben  Heryerde varım peşinden O mübarek nasırlı elleri ile bir evi aydınlatırken Elinde pense çekiç dübel  Peşinde gökkuşağı lülerim ve ben Çok çalışır babam  Der ev geçindiremez tembel adam  Sonra büyüdüm ben uzadı saçlarım  Geldi büyüme sancılarım Babam dedi sen gelme benle  Ben ağladım  Söz dedim giymem kırmızı elbise Olmazdı büyümüştüm işte Koca kız olmuştum...

Foça Kuşu

 Foça kuşu  İlham bekliyordum Bir avuç serçe geldi Bir adam boyu martıların yaşadığı  Denizin hınçla taştığı  Rüzgarın hiç dinmediği o iskeleye Bir serçe geldi. Bana göz kırpmadı  Koca devlere bir karış mesafede  Sakin sakin aradı rızkını Artık boynumun borcudur onu yazmak İşte böyle hürce olmalıdır yaşamak "Münevver Özen"

Elveda Deniz Feneri

  Herşeyin katili sensin Güzel günlerin bitişi Şimdi sen yaptın ya hamleni Dünya çizgiden ibaret kalacak yeniden Ağlıyorum çocuk gibi Sümüklerimi çeke çeke ve Gözümden nehir akıyor Hepsi senin suçun Üç boyutu teke düşürensin sen Ne olurdu deniz fenerimle yaşasam Yine bu medcezirlere tutuldum akıyorum Ne olurdu bulutlar pamuk şekeri gibi kalsa Biliyorum çok uzak artık Bu anlarda Diğer pekçokları gibi Keşke ah keşke Ve iyi ki iyiki Ve yine olsa Kaseti başa sar tekrar dinleyelim o Denecek bir andır bu an Ve ben asla Unutmam Bugün gördüğün yarısı dökük sutunu ayakta Tutan da bunlardır Onlar olmasa toza karışır Yeni doğmuş bir çiçekte baş verirdim belki Çünkü ey güzel günlerin bitişi Benim inadım hayran bırakacak kadar Beklenmezdir Balığın yürümesidir Dönmeyen rüzgar gülü gibi de kırıklık Görüşürüz güzel günler Yine gelin gelin ama Getirmetin yanınızda bitişlerinizi ne olur Kurdele aldım bir top Bunlarla zincirleyeceğim kendimi size Ve hiç bırakmayaca...

Tül

  Ne kadar oldu kırılmadı Dördüncü duvar Ne kadar oldu liğme liğmeler Kaçıncı evladını doğurdu güveler Duvarcının tulumunun cebinde ne var  O duvar bir gün tekrar boyanacak dedik Örümcek tozlarını göremedik Cilası kararmış ağaçlar Yukarıdan bize bir ses var  Süngerler ne zamandır sönük Boyalar kalkmış dikiş açık Ne kadar da karanlık Nerede o ışıkları açacak  Vehim manasız Işık açılacak  Senin hazırlandığın o oda şimdi yok artık Burası dümdüz zemin Boyut kalmamış tek artık Sesin de çıkmıyor dostum Beş yıl sonra buluşacaktık  Unutma Ne kadar kalabalıktık Kuvai milliye gibi akındık Perdeyi yalnız bir defa açtık Tekerrürlere yuvaydık Korkarım Kırmızı yalnız renk değil artık  Senmiydin? Senmiydin ahbabım Perdeyi kapatmayın diyen O gür sesinle Nisan yağmurlarınla Acı kahvenle Hep geç kalmanla Heybende hayat narınla Hatanla, efeliğinle Şiirlere asılı Kaf dağınla Maraş'la aramızda Duvarlar Kaldırılırsın dileyen Perde hiç ka...

Ay Çıkmazı

 Ay çıkmazı  İki uçludur bu dünya  Bir uç allı pullu Bir uç çürük çarık Gündüzleri çocuklar için olan parklar  Geceleri müptezellere rezervedir Gündüz kapımızı çalan dost Gece çalan  korku kaygı Belki de alacaklı *** Perde korur Güneşten mobilyalarımızı İnsandan gündüz düşlerimizi Kendimizden uçarı hallerimizi Perde saklar İnsanların kem bakışlarını  Gecenin gizlerini  Ruhumuzun cinnetlerini *** Herkes perdelemiştir kendini Çabamız en yüksek fiyattan satmak Alıcısı kim Önemli değil  Bu devrin derdi iyi pazarlamak Yeterince allayıp pullarsanız Sizde kazanabilirsiniz  Eğer perdeniz Atlas kumaştansa Dantele motife gerek yok  *** Oysa bizim derdimiz bir ay çıkmazı  Şeksiz şüphesiz kendimiz olmak  Ruhun mütercimliğini yapmak Perdelemeden ruhu  Hürce aşık olmak Hürce onu yazmak Manolya kokulu hülyalara dalmak  Bin defa onun adını anmak  Bir defa dünyaya gerçekten bakmak  Mine Özen 31.10.2025

Bizim Büyük 27 Mart'ımız

Resim
  Kahramanmaraşta Necip Fazıl kültür merkezinde şans eseri afişini görüpte gittim ilk tiyatroya ve o dönemler üzerimdeki çekingenliği atmam içinde büyüdüğüm dar çevrenin dışına çıkmam gerektiğini düşünüyor bunu yapacak en iyi yerin tiyatro olduğunu hayal ediyordum. Sahnede olmalıydım.  Şimdi o sahne de kalmadı.  Nereden başlayacaktım? İnternette bilgiler kısıtlıydı. Oyun okusam hangi oyunu okuyacaktım. Tiratlar çıktı karşıma rastgele tirat okuyordum. Bunlardan birisi Atinali Timon'du. Oldum olsası antik tarihe meraklı birisi olarak bu kitabı sipariş ettim ve böylece ilk tiyatro oyununu okudum. Okumakla yetmezdi araştırmaya başladım şehirde tiyatro atölyesi, kursu varmı diye. Bir ekip vardı ama zaten oyun çıkarmış dağılmışlardı. Ücretli bir kurstu burası benim karşılayamayacağım kadar yüksek ücretli bir kurs. Zaten ekip dağıldığı için tek başıma bir şey yapamazdım. Animasyon işi yapan bir ekip haricinde ekipte bulamadım. O sene sınava girdim konservatuara gidecektim fakat ...

Şiire Önsöz

Resim
  Şiirler 2021 yılının Temmuz ayında en çok ait olmak istediğim çevrenin içinde kendimce rüya gibi bir hayat yaşıyordum. Günümün tamamı tiyatro provalarında geçiyor gecelerini ise okumalar yaparak dolduruyordum. Tam da yirmi dördüncü doğum günümde bir şiir gecesine davet edildim. Sanatla hemhal olmanın her haline büyülenen ben tabi bu davete de koşa koşa gitmiştim. Beklentim farklı bir gün geçirmekten münezzehti ama öyle olmadı. O vakte kadar şiir popüler kültür öğesi, çok izlenen dizilerdeki karakterlerin pelesenk olmuş şiirlerine gayrı ihtiyatı kalınmış maruziyet ve bazı arkadaşların gazıyla epik epik seslendirmekten ibaretti benim için. Yanisi şiir bastıra bastıra okunan ve bazı özlü sözler barındıran kısır kıt bir dünyayı temsil ediyordu benim için. Öyle oturupta kendi kendine öğrenilecek bir dünya da değildi. Popüler kültür yolunu bilmeyen entelektüel adayının şiirin sanatına giden her yolu tıkıyor gibiydi. İşte bu ahval ve şerait altında buldum kendimi şiir gecesinde. Faka...

Bizim Adsız Destanımız

Resim
Bayrağın dalgalanışı değil Fırlayıp yerindrn bilinmeze uçmasıydı Özgürlük diye yad edilen Sevgilim üstü tozlu kırık seramikleri Birleştiriyoruz tutkalla Gelgit tufanında kırılan Ve sırf bu yüzden hiç kullanılmayan Gençlik çeyizlerin senin bunlar Sevgilim Bizans masalını soluyor Kandiyede fatihte Ve an olup lacivert sütun başlarına dokunuyor Işıltısı mehtaba yaraşır Bunlar Kaderin bize ol dedikleri Kaderin bize gül dedikleri Kaderin bizden çokca esirgedikleri ve Derviş sınavına soktukları Bunlar Biz seninle çok karlı zamanlarda Portakal çiçeklerini konuşurduk Bir tren vardı bizi alacak ve hiç bırakmayacak Hakikatte bir evin bir göz odasında Ufacık yer kaplardık fizikte Hayallerimiz kıtalar ötesine ulaşırdı metafizikte Konuşulan ne varsa yel aldı Çünkü eksik bir değil ondu Tanımıyorduk neyin içindeydik Tanıdık dehşete kapıldık Ve bu dehşet depremlere Ve fırtınalara Ve ilençlere Ve grevlere Ve eylemlere Ve savaşlara Ve korku Ve güvensizlik Ve dahasına ...

Ali Abiyle Rulet

Resim
Seninle karşılaşmadık ali abi Çok fırtına vardı hep kıştı Ben dolanırdım zaten sarhoştumda Cebimde olmayan liralarımla Dar çepher iyice sıkışmıştı Karşılaşmadık ali abi Kütüphane fi tarihinden kalmış vallahi affet Hepsi ağır zaten hayat yükü küfemde Cılız bir gencim ben sakallarım da çıkmamış tam Gözüm dağlandı tozlarından Sayfa dediğin Kuş olsa uçmazdı benden ırağa Gemi olsa demir alamazdı limanımdan Bu kadar Suçlu kim sen karar ver Bizden ihya olur mu onu da deyiver Çünkü anlaşılmaz bilmeceler çözmek Haddime değil daha İşte ben Ali abi Belki bu yüzden koştum parklara Tıpkı senin gibi Ve sabahladım ama Okumadım hiç kimseyi iştahla Açlık var içimde açlık Hayata açlık Güzele açlık Gözlere açlık Bilmeye açlık Doymak bilmez bir dünya gezginiyim Pusulam yok Her yön her yana çıkar Ayaklarım boşluğa batıp çıkar Sen düklüğünü ilan edince şirintepe parkında Bende inciraltında Doğduğum yerden habersiz Ve büyüdüğüm yerden çok uzakta Bilinmez nedenlerle arkamda...

Kayıp Pusula

Resim
İçimdeki pusulanın Kuzey yıldızı  Gemileri yollarından eder İki üç derecelik sapma açısı  Seni bulmaya yeter  Kızgındır geminin tayfaları Onlar sadece hazine düşü sever Diye yazdı inci mercandan kağıtlara şair  Kınadı bu deniz anası kılıklı adamları  Zaman geçti Pusula eskidi  Artık herkes bir kendini seçti  Dediler bu hikâyeler eskidi Şaire böyle lakırdı edilir miydi? Şair pek kızdı onlara  Nolmuş GPS icat olunduysa Yok ki onda hafif pasla karışık Deniz O bir makinaydı elbet hissiz Şair hep sordu  Uyudu uyandı sordu Vardık mı bulduk mu yolu? Sizin bu pusula doğru mu? Hedef değişmişti artık  Şair çırpınıyordu ama boşuna  İçimizeydi artık tüm yolculuklar  Orasıydı ulaşılacak kızıl elma  Hep biz haklıydık artık En çok topu biz attık  Herşeyi biz doğru yaptık En büyük çiçekleri biz topladık Biz ki pusulayı nefsimize ayarladık  Nefsimizin türküsünü dünyaya yaydık Lugatımızda yok fedakârlık Herşeyden almalıyız bir azı...

Pusula Veya

Resim
  Bir kadın belirir tam o esnada. Bir cafede salaş ve şık. Bahar mevsimi cadede oturmakta Deniz uzak değil çiçekler de açıyor Saat öğleden sonrayı vurmakta Kokular süzülüyor kahvesinden Nahoş acı egzotik ve çilek Parfümcesine çilek Beyaz lisanı ve fransızca şapkası Denizler ötesini anlatır Hiç gitmedik hiç görmedik Bizcesi oralar varla yok arası İnce bir araftır Fakat renklidir bunu epey anladık Yine ikindi vaktidir güneş düşmekte Deniz solumda sessiz sakin süzülmekte Zannedersiniz ölmüştür çoktan Pekte soğuktur yoksa öldü mü hiç yoktan Yılda bir defa tatillerde gördük biz seni ey deniz Hep kalabalık neşe içindeydiniz Şimdi nedir bu haliniz Kimsesiz ve yosun içindesiniz Ver bana Sarı çizgiler ve siyah noktalarla dolu boyalı ellerinde tuttuklarını Ver bana içinde saklı notaları Anladım işi Hayat aslında çok güzel Renksiz tuali sen boyamışsın meğer Fakat bitmiş Herkes kendi resmini boyayacakmış Neden söylememiş bana bunu kader Boyalar damıttım palmiye ...

Sessiz

Resim
Ceviz ağaçlarının dibinde  Hissedersin onu kavrulmuş teninde  Bazı bir karınca yuvası gibi kaynaşır Bazı bir ölü uzanırcasına sakindir Bedenini yasladığın bu ulu kaya  Neler söyler insanlara  Kim bilir kimlerin öyküsünü bilir Kimse bilmez neden dilsizdir *** Sırlanmış aynanın bir de bu yüzünden bak Yağmur sonrasında hissedilir yaşamak İnsan bazen hissetmelidir  soğuk ve yapışık  Dokunduğun her yerde iz kalır  Mor ve ıslak  Bazen dudakların seni duymayanların arasında şerham şerham çatlayıp yarılır *** Çocukken yiyemediğin  Büyüyünce doyamadığın Uğruna tuz ruhlu ağrılar çektiğin  Düşüp kalkarken elini kanattığın En sulu göz yerine bastığın  Çocuk olduğun için derdini sormadığın Ah çocukluk  *** Ah büyümek Birinin son yolculuğunda avuçlayıp  Umarsızca çukura attığın  Kimi zaman merhamet dilediğin  Tek zerre umut fidanı için  Kimi zaman vicdansızca yırtıp al yanağın Bin versin istediğin  ***  Bir orma...

Sokaktaki Tek Adam

Resim
Bir şehre bu saatlerde gireceksin Sis çökmüş olacak biraz biraz Çiğ yağmıştır belki çimenlere Sokakta tek bir adam yürümektedir Ve alabildiğine doludur hava toprakla  Bir seyahati tam bu saatlerde bitireceksin Gece dingin hafif bir hava çalacak radyoda İç ısıtan bir ılıklık olacak nefesinde Aklına gelecek bir önceki seyahatin Uçurduğun kuşlar  Kaçamak bakışmalar Yüzdüğün denizler Gözler Ağaçlar altında yürümenin güzeliği mesela Mesela bisiklet sürmek güneşe doğru Bir teknede sallana sallana uyumak Papatya kokusu ve toprağa bulanmış  Eski bir şehir tortusu Yol arkadaşın olacak senin hatıralar Bir yenisini eklemeye teker ezeceksin Sabaha karşı olacak  Güneş ne aydı ne ayacak Belli belirsiz mavi ve turuncu Siyah şerit üstüne vuracak gölgesi Haritada bile olmayan dağ başı tesisinde Bırak aylak ol sende Bir şey yapma öylece bakın dur Kimler var  Kimler nere gider  Bu kadar insan  Bu dünyada nere sığar? Aylak ol dedim  Adam sende! Bırakmadın kendini sey...

Mor

Resim
  Gül bir kere Kuşlar kalksın göklere Sevin bir kere Hilkat bilerken bıçağını Serp yere Hayatımızın yeni yazlarını Anlat Anlat ki dinleyeyim O eşsiz yolculuğunu Kutupsun sen Mıknatısın zıt ucusun Bilmezsin bilemezsin Susar önüme bakarım da sen Şaşırır kalırsın Akrep bize şaşı bakmasaydı eğer Nükleer patlamalar gerçekleşirdi Zatı alimizin arasında Ne varki sükunuyla kalacak dereler Ve ayrı kıtalara akacaklar Bırak Bırak yapacak bir şey kalmadı artık Dünya ıssızlığında İpinle çekiledursun boynum senin gökyüzüne Gözlerin diyorum Yalnız bana değil Bir devre bakar gibiler Bıraksan çağ açacaklar Çağı çoktan kapanmış hanlarıma En büyük günahı işledim Gel kelebek uçuralım Elmalar yetmedi daha Kanım hala bordon tütüyor baksana Yaz sen de Yaz ki şen olsun bulutlar Yaz ki sadece ben yaşamayayım Yaz da gülümsemek ver tüm donmuşlara Onlar ruha muhtaç Üfle haydi Tanrı'nın sendeki en güzel suretini Elinde ağacın en şefkatli hali İçinde sihirden notaları Aç...

Protest!

Resim
Diyeceksiniz belki bu olmamış şiir Biraz fazla nesir  İnanın sorun degil  Feminist zaten şiirsel bir  kelime değil Bu mektup ilk gençliğimin kerpetenle sıkılmış anlarına Şu iki yüzlü dünyanın köşeye sıkıştırılmış tüm kadınlarına  Yormayın kendinizi memnun edemezsiniz efendilerinizi  İkna edemezsiniz kimseyi yeterli olduğunuza  Asla inanamayız zaten güvende olduğumuza Bir kadın ahu gibi olmalıdır mesela  İlham olmalı erkek sanatçıya Sahi kadın şair var mı ki? Şair ne kelime haşa! Bazen kanıt bile istediler insan olduğumuza  Ganimete çıktı adımız haksız savaşlarda  Hedef biz her kıyımda  Güvende hissedemiyoruz Kostantiniye'nin bile sokaklarında  İleri medeniyet masallarında Hürce tüketilircesine sömürüldük  Şimdi varız buradayız türküsü çağırıyoruz  Görünmek adına  Sadece varolabilmek için tüm bu tantana  Biz uygun ağız değiliz elbet ki bu kulaklara  İsyanımız değil yaratana haşa Tüm sözler bu düzeni kuran kan...

Y Ekseni

Resim
  Kibritimin ucu karalı Paltomun yakaları ıslak Tenimin soğuktan Hayali sıcak Kibritimin ucu karalı Paltomun yakaları ıslak Kaldırsam omzumu üşetecekler * Bekleyiş biriktiriyorum Hayatın dem köşesinde Sesler duyarım Bardak şıngırtısı içinde Gülseniz de Kulaklarım sesinize dönmez artık Veyahut ağlasanız Bulamazsınız beni çizgilerinizde Çokta uzun yoldan gelmese de Tedariksiz ve yorgun Ve kayıp Ama özgür Ama umutlu Ama bir yalnız kalmaya görsün Bir defolsun hayvanatta Kalsın dağ ile kuş ile Pür neşe zıplayan Mavisine bakıp denizin Ayakları yerdeyken kuş olup uçan Bir hayli garip Bir hayli sizden veyahut olmayan Yolcu Adressizim ve soruyorum Sorduğum yerin neresi olduğunu Bilmeden Zihnimde törpülüyorum Adressizim ve yağmurlar gönderdim sana Yağmur nerden gelir Mekansızım Şaşkınsın ve dünyandan saymadığın Bu ecnebi hilkatın derdine Masumane Derman aramaktasın Derman gizdir yıldızlar içinde Ben sana fısıldarım gerçekleri Duymak istemezsen kapat...

Kuş Uykusu

Resim
  Dışarıda yağmur yağıyor  İçeride bir kuş uyuyor Kulağıma yalnızlığın vesveseleri çalınıyor Kendime koyu koyu uğraşlar alıyorum  İçimi ağırlaştırıp zamanımı tüketiyorlar Burasın da bir dantel var dünyamın  Oyalanmam lazım  En yücesi ile uğraşların  Sessiz olmalı sonra ürkütmemeli ambulans sirenlerini Bir kuş uyuyor içeride  Binbir darı düşü görüyor sanmayın  Onun düşü uçmaktır  Aşığı olduğu kelime hürriyet İnandığı bildiğini ciklemek cikletmek Gönlüne göre sınırları olmayan pasaportsuz bir dünya  Evet kuşlarda bilir biraz Uluslararası hukuk Bazen kuş anlatır bana  Bazen öyle bir şey olur ki içimde incinir kuş  Sesi duyulmaz olur  Gönlümün burçlarına uğramaz olur İşte ben en çok o zaman ürkerim İçimde polis sirenleri çalmaya başlar  Biri umudumu çalmıştır  Huzurumun orta yerinde bir bomba infilak etmiştir  O zaman korkarım  Kahramanlık edilmeksizin teslim alınmıştır içim Burçlarında tek bir fert kalmamı...

Yıldız Anason

Resim
  Yabancı olduğun şehre yılın ilk karı yağmış. Hiçbir tanışma bundan daha sıcak ve renkli olamaz. Kar yemek ve sebepsiz dışarıya çıkmak gibi suçlar işlenmiş. Hiçbir şey içimi daha çocuk yapamaz.  Kakule anason çubuk tarçın aramaktayım Cingılbörtslere komşu olacağız bu yıl  Bir iz aramaktayım şehir de bana ait bir yer. Bir kaç saat içinde her şey kaymaya başlar  Çok vaktimiz yok gel melek olalım erimeden karlar.   Yılın son günü içimde bir panayır sevinci var. "Mine Özen"