Kayıtlar

Requiem For a Dream

Resim
  Çöp edebiyattan ve vasat yaşam koşullarından kaçarak kendi güvenli kozasında 4 yıldır sanatsal üretim icra eden, kültürel çölleşmeye karşı direnç gösteren, okyanusta bir adacık olan blogumuz kendi kendine yeten, ithal ikame, kapalı sanatsal üretim sisteminden çıkarak artık çevreye açılmak konusunda "Bizim de söyleyeceklerimiz var!" diyerek karar kılmıştı. Bir süredir belirlediğimiz nitelikli edebiyat ürettiğine inandığımız dergilere orta ölçekteki yazılarımızı gönderiyor sonuç bekliyorduk.  Nitekim dönüş alabilmiş değildik. Geçtiğimiz 2025 Mayıs ayında Mine'nin Nesibe Hanım Portresi yazısının Notos dergisinde yayınlanacağı mailini sevinçle karşıladık. Bunlar ilk adımlarımız, ulusal bir dergide ilk isimlerimizi zikredişimizdi. Temmuz sayısında öykü yer aldı almasına ancak sadece ismen ve altında editörün değerlendirme yazısı ile aldı. Tekrar söylüyorum bu blogumuzun ilk tanınırlığı aslında. Türkiye'nin imzaladığı ilk antlaşma olan Moskova Antlaşması gibi. Gelgelel...

Kozasında Uykuda

Resim
Kimslerin iplemediği bir iş hanında küçük bir bürom olsun. İşe gitmeyeyim lakin bir şekilde geçineyim. Para kaygım olmasın. Her sabah kalkayım, giyinip taranayım yürüyerek büroma gideyim. Giderken fırından sıcak simit alayım. İş hanına varınca giriş kattaki çaycıda oturup iki demli çayla simitin tadını çıkarayım. Ordan büroma geçeyim.   Sabah kapımı açmadan kargolar karşılasın beni. Dergilerin yeni sayıları, dergime veya yayınevime yeni yazılar gelmiş olsun. Alıp içeri geçeyim. Bürom ofis mobilyaları ile döşensin ama çokta kamu olmasın. Antikadan alınsın bazı eşyaları. Banker lambası, daktilo, mürekkepli kalem, analog fotoğraf makinesi, 35 mm kamera.. Bir duvarı da boydan boya kitaplık olsun. Kapı açılır açılmaz müzik başlasın içeride. Çiçekleri sulayayım içeri geçince. Mevsim kışmış, ısıtıcıyı çalıştırayım. Günün okunacak, izlenecekler ve yazılacaklarını planlayayım. Tüm gün kendime ve uğraşlarıma yoğunlaşayım. Kapı kilitli olmasın ama kimse de kapımı çalmasın, huzurumu kims...

Turgut Uyar Üzerine

Resim
  Ben severim omuzlarımı bir gün Sırmaları, apoletleri olmasa da. Bu hafta yani 12 aralık cuma günü Çayasad şiir akşamlarında Turgut Uyar üzerine bir anlatı icra edeceğim. Her hafta bir şairi tanıtla görevi nihayet bize düştü. Şiir hakkındaki edebi bilgimin neredeyse yerlerde olduğunu ve bunu daha bu sene çayasad şiir akşamları ile toparladığımı hatırlatayım. Bu vesile ile pek çok şairi okumaya çalışsam da, aslında şiir okumaya alışmaya çalışsam da, elimden geçen pek çok yazara karşın olabilecek en uzak isim Turgut Uyar. Velakin madem görev verildi bizde bu görevi yerine getirelim. Araştırmam esnasında onun da bir dönem askerliği meslek olarak icra ettiğini, askeri öğrencilik yıllarını sorgulamalarla geçirdiğini ve bulduğu ilk fırsatta istifa ettiğini öğrenmemle Turgut Uyar'a karşı bir empati beslemeye başladığımı dile getirmeliyim. Benim de bazı şiirlerimin teması olan şehrin ve gündelik hayatın bunalımı duygusunun şiirlerinde çokça yer alması da Turgut Uyar'la benzeştiğimi...

Yalan Yazan Tarih Utansın

Resim
G eçtiğimiz yüzyılın başlarında Diaspora hem günümüze hemde dönemine göre oldukça mutevazi bir kültür sanat merkeziydi. Mütevazi mimarıya sahip küçük bir kompleksten mütevellitti ve en kalabalık zamanında bile ilim alışverişi için orada bulunan insanlar pek fazla değildi. Lakin etkisi büyüktü. Diaspora neredeyse bir ilki gerçekleştiriyordu. Tıpkı İskenderiye Kütüphanesi gibi farklı sanatlara ilgili kimselerin bir araya gelip fikir alışverişi yaptığı bir yerdi. Çalışmalarından geriye çok bir şey kalmamış olsa da kalanlar dahi bugünlere öncülük etti. Diasporanın varlığına dair tek kanıt muhtemelem ismini bahşetmeyen bir keşiş tarafından kaleme alınmış veya kopya edilmiş olan ve bir manastırda bulunan bazı el yazmalarından ibaretti. Araştırmacılar bu el yazmasının aslını aradıkları gibi uzun süre boyunca anlaşıldığı kadarıyla pekte uzun yaşayamayan Diaspora'nın tarih sahnesinden silinmenin izini sürdüler. Şanslıydık ki bugünkü Tunus'ta bulunan bir çöplükte bulunan el yazması bir...

Avanak Kestane

Resim
Dün gece yapraklar fısıldadı bana Geceydi zehirdi kördü Anlamadım kim fısıldadı Yaprakmış ağaçta sallanırmış Düşmüş kurtulmuş Dile gelmiş konuşmuş Mevsimlerin geçtiğini Koşarak birbirlerini takip ettiğini Çiçeklerin açtığını sonra da solduğunu Buğdayların başverip giyotinle idama gittiğini Kestanelerin çoktan döküldüğünü Dökülürken kafama da birinin denk geldiğini Ama benim her nedense hissedemediğimi Sıranın kendisine geldiğini Ama onun son ana kadar direndiğini Hergün yolun hep en sağından Dalgın ve düşkün geçen adamın Kendisini fark etmesini beklediğini Fakat benim çoktan kaybettiğimi Çünkü düşüp yitmeye yüz tuttuğunu Fısıldadı Geceydi zehirdi kördü Ben hiçbir şey görmedim Görmüyordum güneş aysa yine görmezdim Ben bir yaprağın bana fısıldadığını görsem de bilmek istemezdim Yapraklara gelmiş konuşmak sırası Sanki yer gök yedi cihan Ha bire konuşmuyormuşçasına Şimdi yaprak soruyormuş hesabını Mevsimler geçmişse geçmiş Dalda son yaprak düşmüşse düşmüş Ben...

Kübra

Resim
  Fake hesap açmış Kübra, profiline de bizim Beyza'nın Marakeşte çekildiği fotoğrafı koymuş. Hesabı da Beyza'nın seyahetlerinden gezilerinden biriktirdiği fotoğraflarla doldurmuş. Bunu sadece ben fark ettim başka kimse değil. Hesabın varlığını da onu Kübra'nın açtığını da sadece ben fark ettim. Büroda bilişimci olarak çalışan, kübranın basit bir güncelleme için telefonunu verdiği ve tam o sırada o görülmemesi gerekeni gören ben fark ettim. Kübra kuruma typ ile gireli 5 ay oldu bir ay sonra sözleşmesi bitecek ve atılacak. Elinde vileda sopası olan bir hayalet o. Kimse görmez, kimse bilmez. Kimse onu merak etmemiştir. Sadece odanın orasını daha iyi silmesini isterler. Arada bir çay getirmesini isterler. Üstüne şeker arzu ederler. Herkesin arasından geçer de kimse dönüp bir kere bakmaz. Nasılsın diye soran olmamıştır ona. Ama o, etrafı iyi izlemiştir. Pek iyi izlemiştir. Çünkü yapabilmesi özgür kılınan sadece bu kalmıştır. Bol bol izler Kübra. Kuruma girmezden evvel merdivan...

Gülten Akın'ı Andık

Resim
  Gülten Akın  28 Kasım cuma akşamı Çankırı yazarlar ve sanatçılar derneğinin şiir akşamları programında Gülten Akını anlatma fırsatı buldum. Bu fırsat çok heyecan vericiydi. Dernekte daha önce hiç kadın yazar anılmamıştı. Hatta edebiyat okuyan bir kadın arkadaşın zaten kadın şair çok yok diyerek konuya genel tutumu özetlemişti. Yine de bu durum beni daha istekli bir Gülten Akın savunucusu yaptı zira biz kadınlar kadın şairleri anmayacaksak kim onları savunacak ve anacaktı.  Bu konu ile ilgili yaptığım araştırmalardan kısaca özetlemek gerekirse Gülten Akın herşeyden önce hep emek vermiş bir kadındı. Annesini genç yaşta kaybetmiş 6 kardeşi ile ilgilenmek zorunda kalmıştı. Okuldan hemen sonra evlenmiş ve eşi ile 15 yıl kadar farklı iller ilçelerde yaşamıştı. Kendisi de bu evlilikten beş çocuk sahibi olmuştu. Kendi çocukları dışında da öğretmenlik yaptığı için pek çok çocuğun annesi olmuştu. Bunların yanı sıra yardımcı avukatlık yapmış fazlaca gönüllü dava aldığı için baro t...

Turuncular Dolsun Yelkenimize

Resim
  Egeyle üstü mavi kelebekli Beyaz nakışlı masalarla temas eden (Deniz gibi köpük köpük) (Denizcesine berrak) (Boyluca rustik) Köşebaşı meyhanelerinde Rüzgarın taşıdığı kesif anason Kekik ve zahter kokusu eşliğinde Çizgileri pekçe belirgin kırmızı Hatta bordo dudaklar Yakınlaşır İnce uzun bardak uçlarına Damarlarımızda gezinir nahoş İçimizi gıdıklayan kelebekler Parke taşlardan yansıyan şehrin ışıkları Zümrüt ipek halı üstünde çıplak ayakları ile yürümekte Sonra bir sokak denize çıkar Güneş batmışsa da martılar havada (Uçmuyorlar bilemedin asılılar Çivilenmiş gibi çakılılar Üzgün yada ölü değil Gayette mutlular) Deniz görünmez Bolca tuz koksa da Dalgaların serinliği yüzümüze vuruyor Beline de elim ne güzel yakışıyor Kahverenginin tonlarını istiyorum ipeklerinden Sızarken kirpiklerinde saklı camgöbeği Zemini kum kaplı ahşap salonlarda Havada daireler çizerek Çiçeklerinin kokusuyla Kuş kanatları zerafetinle Cenette uzanıyorum Biliyorum o gün gelecek ...

İnciraltı

Resim
  Otobüs duraklarında çokça yalnızdım Yağmur yağardı otobüs gelmezdi Köpekler çok havlar Kokoreç çok pis kokardı Elimde ecza poşeti Yitip giden gençliğimi aramaya düşmüşüm nicedir Cadde boyu avm Bir değil sekiz tane Dokuz olacak bir sonrakine Fakat cebim delik nicedir Çorabım sökük ahbabım Ondandır ayakkabılarımı çıkartamamalarım Gidip gidip vitrin gezmektir en büyük hobim Eyvah eyvah Gezinirken bir liramı kaybettim Bende aldım elime büyüteç İzliyorum dünyayı Böcekleri izler gibi yukarlardan Dokunmuyorum Bakıyorum ne yapacakmış insancıklar Sana hayaletlerden korkuncunu anlatayım Bir oda var, ardı kitaplık manzarası körfez Fakat ben bir kez bile çıkmış değilim oraya Yatağım örümcek bacakları ile ağladı beni Kafamda florasan lambalar parladı hiç gülmedim Çok kitap okusaydım martılar eşlik ederdi bana Kediler kavga etmeyi bırakırdı Çayım demli olurdu palmiyeler de çiçek açardı Ben tutunacak dal aramak telaşında İzimi kaybettim geride bir çizgim kalmadı Te...

Ulular Ağacı

Resim
  Yıl bilmem kaç Keltlerin lideri bin zordan kaçtı geldi Anadolu illerinden Yozgat iline Orada bir ağaç selamladı onu O yakıcı bozkır da bir gölgeyle Ulu bir gülümsemeyle Kaçtıği vahşetin aksine sonsuz merhamet ile *** Lider anladı işi Huzurla doldu içi Anladı ki bu ağaç yüce tanrının işi O ağaç ki bağlar dünya ile ahireti Huzur buldu orada O ulular ulusunun gövdesinde bir yurt tuttu kendine İnandı o ağacın bilgeliğine. İncitmedi onu Yapraklarına bakarak ders almaya çalıştı O yaprak erken dökerse Kış yaman geçecekti anladı. Onla yaşamayı öğrendi onla yaşlandı *** Zaman geçti sonra Çokça zaman Topraklardan kimler geldi kimler geçti Geriye kaldı Osman oğulları Onlarda gördü ulu ağacı Pek sevdiler o bilgeyi Adetler edindiler onu anmak için yeni yeni *** Bir gün bir beyin oğlu oldu Onun adına bir ulu ağaç diktiler Sonra bunu adet edindiler Anadolu artık ulu çınar doldu Kendi başına çeşit çeşit oldu Bu Bilge ağaçlardır bizi anlayan dediler Türküler d...

Hasan Efendi

Resim
  Erkan bir gün uyandığında babasından gelen bir mesaj vardı. Tuhaf olan, babası mesaj yazmasını bilmezdi. Daha da tuhaf bir şey vardı, babası Erkan'a "Seni çok seviyorum." yazmıştı. Erkan'ın babası Hasan Efendi sevgisini asla ama asla belli edemeyen birisiydi ve evladıyla bir gün olsun doğru düzgün ilişki kuramamıştı. Tartışmazlardı huzursuzluk çıkmazdı ama bundan daha kötüsü evladıyla arasında hiç bir bağ yoktu. Onu severdi de sevgisini hiç gösteremezdi. Erkan direkt yataktan kalktı ve yine o moda mı girdik diye düşünmeye başladı. Tam bu düşünceler içindeyken babasının odasına resmen ışınlandı. Babası kahkahalar atarak insanlarla telefonda görüşüyordu. Hasan Efendi çok gülmeyen güldüğü zaman sadece tebessüm eden bir insandı. Erkan artık emindi babası mani atağına tekrardan girmişti. Bir anda aklından tuhaf tuhaf düşünceler geçti. Babası önceden mani atağındayken babasıyla çok iyi anlaşırdı. Erkan çocuktu ve hayalindeki baba figürü tam olarak babasının mani atağı zam...

Tunç Çağı

Resim
Tunç surlar üstünden Demir damlatıyorlar erimiş Sakal teli kor tutuşmuş Uzun ve günle ayın rahminden Bir ince ses doğdu Çok tütün içilen Batakhane köhnelerinde Kanarya kafeste uyanmayı bekledi Konken, pişpirik, papaz, kız Ana karnında su içinde Yüzen bebek Kendisini müjdelenen Onursuzluktan habersiz Hala Kanarya gelip alsın onu ister Kanarya uyursa neme lazım yaşamak Kanarya kalkmazsa kandil ışıklı Ulular diyarı Çınar topraklarından Bebek kurtulmazsa Kendini közle kundaklanmış bulacak Kendini rüzgara kaptırmış tül Beyaz çok beyaz Köpüklü suları selamlar Denizci dalgaları yararak Küçük teknesine sarılarak Renkli çok şekerli Teknesine sarılarak Sarı çiçekli tül topraklarına varmayı hedefler Çökmeye yüz tutmuş eski konak Çürüyen tahtalarından böcekler fışkırır Bir zamanlar evdi burası Bebek burada doğdu Kanarya burada uyudu Tütün dumanları arasında sır oldu Kanarya vardı hatırlayan kalmadı Mekandan ve zamandan münezzeh Belleğini yitirmiş Yürümez sanki ...

Şiire Şiir

Resim
. Şiir şimdi güzel yüzlü bir kızdır  Kimi onu saçları karman çorman sever  Kimi eskilerden mücevherler feda eder O ise hep sanat hep güzel Kim nasıl anlarsa  Gönlü nasıl isterse  Öyle anar onu  Kimi buğdaycasına harcadığı günlerini verir ona Kimi yorgun uykularını  Bazısı onu hece hece Doğurur bin bir emekle Bazısı ise serbest gezer Onun sinsi düş aleminde Düşürür tuzaklarına elbette  Ne işimiz var yoksa bu saatte  Bu çıkmaz bitmez nöbette  Sanırız kendimizi bir keyifte Çünkü hepimiz esiriyiz bu büyücünün  Meftunuyuz her düğümünün Gece saçlarının  Kara gözlerinin  O bilir bizim sırlarımızı Kıskançlıklarımızı Çıkarlarımızı  Herkesin şiiri başka  Er meydanı bura Yazılanlar kaydedilir Levi mahfuza En son çekilirsin hesaba Bir antolojinin sarı yapraklarında  Bu yapraklar bazı altın sarısı  Bazı Hazan anlatısı  "Münevver Özen"

Telsiz Kodu:4646 - Ay'da ilk Adım

Resim
Cihatla ilk tanıştığım yıllarda polisiye senaryosu yazmaya çalıştığından bahsediyordu. O vakitler çok samimi değildik. Ayrıca bende yazma konusunda hevesli değildim. Yazabileceğimi de düşünmüyor sadece bu senaryo çekilirse oynamak istediğimi söylüyordum Cihat'a o kadar.  Yazıyı uğraş edindiğimiz dönemlere geldiğimizde bu polisiye senaryo halinden çıkmış roman çalışmasına döneli de epey olmuştu. Haberim olduğu kadarıyla Cihat sayfalarca yazıp yazıp siliyor, bir türlü kafasında oturtamadığını söylüyordu. Muharrir yazıldıktan sonra Cihat'ta uzun çalışmalarına ağırlık vermeye yöneldi ancak bu ağırlık polisiyeye değil öncelikle Tepkisiz Hikmet öyküsü üzerineydi. Bu sıralarda da ad ı Asayiş Berkemal olan bir blogta hiç polisiye içerik olmaması üzerine espiriler yapıyorduk. Cihat polisiyesi sayesinde bunun son bulacağını söyledi ve yeniden polisiyeye döndü. So nradan sonraya polisiyenin de eskizlerini görmeye başladık ama bunlar pekte sonu olmayan ve devamlılık arz etmeyen çalışmala...

Abdulkadir

Resim
Uzun zamandır işssiz gezmenin gerginliğiyle geziyordu her yerde Abdulkadir. İnsanlar onun iş beğenmediğini düşünüyordu oysa Abdulkadir iş beğenmediğinden değil kafasında oturtamadığı onca düşünceden neler yapacağını bilemiyordu. Evde oturan bir erkek görünce sinirlenen kafalar Abdulkadir'i görünce de sinirden çatlıyordu. Oysa o evi çok sevdiğinden evde durmuyor, evi bir sığınak olarak kullanıyordu. Dışarının acımasızlığı, gelecek tehlikeleri savuramam korkusu Abdulkadir'i evde tutuyordu. Evden nefret ediyordu yine de sürekli evdeydi. 27 yaşına geldiği halde babasından para almanın zorluğu Abdulkadir'i mahvediyordu. Abdulkadir'in içinde verdiği savaştan çoğu kimsenin haberi yoktu. Hatta olanlar bile Abdulkadir'e sırf işsiz diye kötü davranırdı. Abdulkadir suskunlaşsa suskunlaşma, konuşsa çok konuştun diyenler yüzünden Abdulkadir erken yaşta çöktü. Yaşından çok büyük gösteriyordu. Tüm bu olanlar kafasını çok yoruyordu.  En son Abdulkadir'in aklına bir fikir geldi....

Kürk

Resim
  Bir ses geliyor kim söylüyor? Söyleyeni belli değil. Karanlıktayım bir dağ tepesinde büzülmüş haldeyim. Ses son derece cılız sanki topraktaki karınca söylüyor. O kadar sessiz ki ortalık esen rüzgarın sesini bir kaç kilometre aşağıdaki denizin dalgalanmasını duyabiliyorum. Diğer seslerin kaynağı belli ya bu ses? Kulaklarım yanılıyor olamaz. Sanki yerden geliyor. Gaipten veya göklerden gelip boşluğu ense köküme indirecek bir sesten başka bir ses bu. Toprak konuşuyor gibi. Karınca diyeceğim geliyor ama bu soğukta karıncalar toprağın kat kat altında yaz boyu biriktirdikleri çiçeközlerini yemekte olmalılar. Keyiflenip bir şarkı mı tutturdular ki? Saçmalık, karıncalar şarkı söylemez. Zaten bu kör karanlıkta insan herşeyi bir şeye benzetir. Gözü seçemez çalıyı adam sanır. Kulağı seçemez toprak şarkı mırıldanıyor der. Gün ayıncaya değin duyular işlevini büstbütün yitirir. Duyguların keşmekeşinden kurtulur zihin kendi özüne döner. Toprak konuşuyor gün ağmasına daha çok var. Uykum gelmiş...

Ağıt

Resim
  Öküzlerim öldü Geceydi ve karanlıktı Yağmurluydu ve sustu Pustu renkler solmuştu Sarı, altın sarı başaklarım Çürümeye dayandı - yüz tuttu Şehrengiz dört duvar Raylar kesik, köprüler çukur Tren devrik, istasyon uçuk Biletim kesilmez oldu Yolculuklar hiçbir yere artık Ben, bir zamanların seyyahı Sırtında çanta başında martı Kim ved etti beni Cebimde öldü martı Nerede altın rengi buğdaylar Nerede neşe şen kahkalar narlar Kalabalık gümbürtü insan bütünü Sanki sardalya sürüsü Demirdendir binalar Pas kesen insanlar Zift tüter bacalar Asit yağanlar Toprağım kurum, pekçe kara Kodüktör gelecek mi bir daha Dur yolcu! Bu yol nereden nereye gider Biz de sıyrılacakmıyız bu keder Gün doğsa da gecedir gökler Martım için müjdeli haberi ver Öküzlerim öleli beri Başında bekledim sıcak nefesini Kalkacak, silkinecek çifti Yeniden, yine ve bir daha Sırtlayacak zemini Dünya bir kum tanesi Mercekle bakalım kimin nedir derdi Mercek seçmez Muhakkak ki bakteri! Cihan...

Levni Bayda

Resim
  Kördür ya Beyaz görür Beyaz renk cümbüşü Sanki çiçek tohumları Rüzgarla, kuşla taşınmış Kol kola vermişte Hiç olmayanı yaratmış Kendinden cayıpta bire ulaşmış Ademin cehaletine Hele bakın Levni bayda erişmiş Kördür ya Yalnız beyazı görür Beyazdan velad eder cümle mahluku Perdede gölge oyunu Bebeksiz gözünde Aklar biter açar Hele bakın şu mahreçe Ne destanlar giz dahilde Yalnız taş yalnız duvar Biraz yosun biraz su var Bir ateş yanar gölgesinde beşer Kör mü görür Görürler mi kör Destan yüceleri yalnız ağmalara mı payda olur Açılan sur kapısıdır içinden mahlukat taşar Mahluklar cihanımızı aşar Sarsar da anayı babayı Kainatı od kılar Susturun surru mahlukat ricat etsin Destanı yalnız bize ozan dillendirsin Kördür ya beyaz görür Onun ruhu da aktır Bize bulamaç, ona sukun Bize rabarba Ona karardır. "Enes Özen"